Sevgi, eğlence ve aşk gibi sözcükleri bundan birkaç yıl öncesine kadar iş dünyasında duyamazdık. Ancak bu durum giderek değişiyor değil mi? Aşk markası olmak, giderek artan kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, çevreye ve insana karşı duyarlılık gibi kavramları sıkça duymaya başladık. Acaba salt ekonomik değerleri ön planda tutan iş dünyası bu durumdan sıkıldı ve daha anlamlı ve mutlu bir hayat mı istiyor? Artık şirketler olarak yer aldığımız topluma kattığımız değeri de en üst düzeye çıkarmanın yollarını mı arıyoruz?

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, insanların artık daha fazla paraya sahip olmak yerine, anlam arayışında olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle Avrupa da ileri refah toplumlarında yapılan mutluluk araştırmalarında çıkan olumsuz tablo şaşırtıcı sonuçları ortaya koydu; refah mutluluk getirmiyor! Orta yaş ve üstü grupta yer alanlar büyük ölçüde duygusal tatmin peşindeler. Kişilerde oluşan bu değişim, iş dünyasındaki beklentileri de değiştirmeye başladı. Artık yalnızca ekonomik performansımızdan sorumlu olmak yerine, aynı zamanda insanlığa katkıda bulunmak gibi bir sorumluluğu da üstlenmeye başladık.

Ve bu sorumluluk kişisel değişimlere ek bir de küresel ısınma ve dünyamızı bekleyen felaket senaryoları nedeniyle her geçen gün artıyor.