Korku! En önemli sorunlarımızdan birisidir. Korkuyu önleyemeyiz, yok edemeyiz, onunla yaşamayı ve onu anlamayı öğrenmeliyiz. Ölüm, iflas, işsiz kalmak, yalnızlık, kaybetme, terk edilme, boşanma, hastalık, tüm yaşamımız korkuyla doludur. Bunlardan korkmak bir açıdan doğal gibi görünebilir, ama korkuyla yaşanmaz değil mi?

Yapraklar dökülünce “bahar gelecek ve tekrar yeşillenecek” diyoruz, bunu doğal bir değişim olarak karşılıyoruz, oysa o düşen yapraklar bir gün biz olacağız.

Evet, en temel korkumuzun ölüm korkusu olduğunu söyleyebiliriz. Diğerleri ise en derinde yatan ölüm korkusunun yansımasıdır. Ölüm korkusunun arkasında zaman korkusu ve yaşayamamışlık yatar. 70 yıllık yaşam, 1/3 ü uyku, 20 yılı eğitim, çalışma, aile ve evlilik derken ne zaman yaşayacağım deriz, korku sarar, çünkü hayat geçmektedir. Bu nedenle ölmeden önce yapılacaklar listeleri yayılmaya başladı. Aslında yaşanmamış bir yaşamdan korkuyoruz, bu yüzden de hayatı doyasıya yaşamaya odaklanmalıyız. Ancak o zaman ölüm korkusu ve diğer korkularımızdan kurtulabiliriz.

Peki, korku nasıl beslenir, gücünü nereden alır? Kendimizle yüzleşememekten, derinlerimize inememekten kaynaklanır. Neden bu kadar TV izliyoruz, çünkü kendimizden kaçıyoruz. O zamanın çok azını kendimize ayırabilsek, içimize bakabilsek kim bilir neler olacak değil mi?

Korku bizi eylemsizleştirir, aklımızı durdurur, oysa sevgi doğurgandır, yaratıcıdır. Korkunun varlığı tüm yaşamımızı yok eder, bizi cansızlaştırır, enerjimizi tüketir. Güzelliğin, sevginin, şiirin, neşenin, mutluluğun yaşanmasına izin vermez. İçimize bakmalıyız, derinleşmeliyiz, işte o zaman biliriz. Bilmek; korkusuz, sevgi dolu ve ölümsüz olmayı kendiliğinden getirir.

Peki ya Dünyanın sonu gelecekse? Konfüçyüs ‘ün dediği gibi biz de onunla birlikte sona ereceğiz, endişelenecek ne kalıyor? Korkmak yerine Dünyamıza sevgiyle yapılacaklara odaklanmak daha doğru değil mi? Olgunluk kendimizi korkuyla bağlantılı her şeyden koparmamızı sağlar.

İçimizi dinlemeli, davranışlarımızı ve inançlarımızı izlemeliyiz. Bunlar gerçeklere, deneyimlere mi yoksa korkulara mı dayanıyor? Eğer korkuya dayanıyorsa hemen vazgeçmeliyiz, hem de hiç düşünmeden. Çünkü bu durum etrafımızda bir zırh oluşturuyor. Korkuyla hareket ederek büyüyemeyiz, gelişemeyiz, keşfedemeyiz, işimizde ilerleyemeyiz. Dünya tarihindeki onca keşfe bakın, korkunun esiri olsak insanlık nerede olurdu?

Şimdi hemen oturun, korkularınızın bir listesini yapın. Hastalık, ölüm, ayrılık, aldatılma, parasızlık, işsizlik hepsini listeleyin. Ya başaramazsam, ya olmazsam, ya beni terk ederse gibi hayatınızdaki tüm korkuları yazın. Ne kadar çok değil mi? Korkularınız nereden geliyor, ne mesaj veriyor, odaklanın. Üzerlerinde bilinçli düşünün, yersiz korkularınızı bırakın ve olgunlaşın. Örneğin öldüğünüzde ne olacağını tam olarak bilmiyorsanız, bilmediğimiz bir şeyden neden korkuyoruz?

Ne yapmalı! Doyasıya yaşamalı, korkmadan sevmeli. Böyle yaşanan bir yaşam, ölüm korkusunu ve tüm korkuların etkisini yok eder. Sadece sevgi kalır, sadece sevgi korkuyu yok eder. Korkunun enerjisi bizi yanlış yerlere örneğin; paraya ve güce yönlendirir. Bu yüzden iş hayatımız da bozuluyor. Sevginin seni hareket ettirdiği şekilde ilerleyin, korku ve suçlulukla mücadeleye harcadığınız enerjiyi sevmeye kullanın.

Daha çok yaşayın, ertelemeyin, daha yoğun yaşayın, hatta daha tehlikeli yaşayın. Yaşam zaten tehlikeyle yaşanıyor değil mi? Yaşayın! Ölmek cesaret gerektiren bir şey değil, yaşarken ölmeyin, esas cesaret gerektiren doyasıya yaşamaktır. Ölmek çok basit, yüksekten atlayabilir ve kolayca ölebiliriz. Sevmek gerçekten yaşamaktır ve ölmektir, ilginç mi?

Neden?

Sevgide yaşam zirveye ulaşır, benlik yok olur, işte bu yüzden sevmekten korkarız. Sevgide ölür ve yeniden doğarız, ölüm ve yaşam işte böyle birliktedir. Aşk için ölmeli, işte aşk o zaman var ile anlatılmak istenen budur! Güzel bir müzik, iyi bir film, bir güle bakmak, ayı izlemek; zamanın durduğu anlardır. Her an ne yapıyorsanız, onu tam yapın, kendinizi akışa bırakın. Sevin, aşkla çalışın, sevişin, dans edin ve yaşamı kutlayın, o zaman korkularınız kendiliğinden yok olacaktır.

Örneğin cinselliği ele alalım. Korkarak yaşanan bir cinsellikte kadın veya erkek hiç fark etmez doyumsuz kalır. Oysa doyumlu bir ilişkide yaşanan cinsellikte benlik yok olur ve ölüme yakın bir deneyim yaşanır ve bu çok daha büyük bir deneyimdir. Ve doyumlu bir cinsellik te ancak sevgi dolu bir ilişkide yaşanır.

Baskı tehlikeli sonuçlar doğurur; estetik duygular kaybedilir, güzellik, zarafet, duyarlılık yitirilir. Sonunda baskı öfkeli bir durum ortaya çıkarır, bu durumda insan çirkin şeyler yapmaya başlar. Bu yüzden sevin, anı yaşayın, suçluluk duymayın, korkularınız doğal olarak yok olur.

Pozitif olun, daha çok eğlenin, daha çok gülün, daha çok dans edin, şarkı söyleyin, yaptığınız işi coşkuya yapın. Daha mutlu kalın, küçük şeylerin tadını çıkarın, hem de çok küçük şeylerin. Unutmayın, daha önce ilettiğimiz gibi, mükemmellik küçük şeylerle yakalanır.

Bir de http://www.hizliegitim.com ‘daki eğitimlere göz atın.