Hiç düşündünüz mü? Müşterilerinize ürün ve hizmetlerinizi sunarken nasıl bir deneyim yaşatıyorsunuz? Müşteriler artık yalnızca hizmet veya ürün satın almak istemiyor. Aynı zamanda güzel bir deneyim de yaşamak istiyorlar.

İyi tasarlanmış bir mekan, iyi yönlendirilmek, ilgili ve işini iyi bilen çalışanlar, güvenilir bir marka, iş yapmak için bunların hepsi etkili evet. Bu nedenle müşteriler üzerinde iyi bir etki bırakmayı hedeflemelisiniz. Çünkü müşteriniz yaşadığı deneyimleri ve kendisi üzerinde bıraktığı etkiyi çevresiyle paylaşır. İşte bu da reklamın ta kendisidir.

Kitle iletişim araçları üzerinden reklam yapma günleri giderek geride kalıyor. Artık yüzlerce kanal var, reklam mecrası var, aralarında seçim yapmak oldukça zor. Dergi satışları giderek düşüyor, gazete tirajları da ortada. İnsanlar bir şirketin kendisini anlatmasından çok, yakınlarının veya referanslarının deneyimlerini dinleyerek izlenimler ediniyor.

Sevgi şirketlerine örnek verdiğimiz Google; reklam yaptığını hiç duydunuz mu? Ama herkes Google’dan bahsediyor, peki bunu nasıl başarabiliyor?

Örneğin restorancılıkta neler ön plana çıkar? İyi bir restoran misafirperver olmalı, çalışanları ilgili olmalı, müşterilerini rahat ettirmeli. Sizi bir garson karşılar, ‘’Sizi masanıza götüreyim’ der. Bakın burası önemli; masa, sizin masanız olarak tanımlanır. Şirketinizde müşterinize ait özel bir yer var mı?

Hayır mı?

Ama içinizde sevdikleriniz için özel bir yer var değil mi?

Demek ki müşterilerimizi sevmiyorsak, onları iyi hissettirecek sıcak bir şirket de olamayız. İşte bu yüzden kurum kimliğinize sevgiyi katın. Artık kadınsılık (burada kadın cinselliğini değil sevgi ve şefkati vurguluyorum) önemli bir eğilim. Çünkü sevgi giderek daha önemli bir hale geliyor. Dominant ve son derece erkeksi unsurlarla tasarlanmış bir kurum kimliği düşünelim. Bu durumda şirketiniz sanki bir okul gibi müşteriye ne yapılacağının dikte edildiği yer olarak algılanmaz mı sizce?

Bu şekilde tasarlanmış bir deneyim veya şirket asla müşterinin özel sıkıntılarını anlatabileceği, kendisini güvende hissedeceği bir yer olamaz. Bir yandan profesyonelliğinizi korurken öte yandan da; daha müşteriyi dinleme odaklı, daha cana yakın, daha anlayışlı ve sevgi dolu olmalısınız. Tanıdık geliyor mu? Aynen bir anne gibi değil mi?

Bu anlamda evet her şey, tüm dünya kadınsı (sevgi dolu ve şefkatli) olmalıdır diyebiliriz. Erkek egemen kültürle rekabete dayalı, savaşlarla dolu yakın geçmişimizden dünyamız yeterince yara almadı mı? İş dünyasının da çok farklı olduğunu söyleyemeyiz.

Yakın gelecekte tüm işyerleri çok daha sempatik, sevgi dolu ve şefkatli olacak.