Rekabetin hayatınızdaki yerini hiç düşündünüz mü? Rekabet, küçük yaşlardan başlayarak ailenin de yardımıyla hayatımıza hissettirmeden yerleşiyor. Kardeşimizden daha uslu olmak, sınıfın birincisi olmak, diğer çocuklara göre daha akıllı olmak, küçük yaşlardan itibaren bize öğretiliyor.

Rekabet, alışılır hale geldikten sonra ilerleyen yaşlarda da hünerlerini göstermeye devam ediyor. Daha lüks ve yeni eşyalarla komşularla rekabet etmek, daha fazla zam almak veya yükselmek için iş arkadaşlarıyla rekabet etmek.

Düşündüğünüzde hepsi oldukça olağan şeyler gibi gözüküyor değil mi?

Televizyon dizilerinin ve sinema filmlerinin içerikleri, kavga ve hakaret etmenin normal karşılandığı yarışma programları, yine yenmek, yenilmek ve had bildirmek üzerine yazılmış sözlerden ibaret şarkılar.

Aslında bütün bunlar kazanmadığınız sürece bir hiç olduğunuzu bilincinize kazıyan ancak görünüşte masum gibi duran zararlı etkenler. Peki, hiç olmak sizce nedir? Son model bir arabaya, lüks semtlerden birinde bir eve, en bilinen okullardan mezun olmuş çocuklara, dolgunca banka hesaplarına sahip olamamak mı?

Peki, sizce bir kazanana karşı bir kaybedenin olmadığı, herkesin kazandığı bir dünya daha güzel olmaz mıydı? Şirketinizde çalışanların birbirleriyle rekabet etmesi yerine, hep birlikte şirketin hedeflerini gerçekleştirmesine odaklanması daha güzel olmaz mı?

Amansız rekabet yerine sevgiyle birlikte kazanma (gezegenimizi de düşünerek) anlayışına geçemez miyiz?