Bağışıklık sistemimiz her gün inanılmaz saldırılarla karşı karşıya kalıyor ve bedenimizi savunmaya çalışıyor. Olumsuz çevre koşulları, kirlilik, trafik, endüstriyel beslenme, gürültü vb. unsurlar sağlığımız için hepsi birer tehlike oluşturuyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar için bu durum daha da ciddi boyutta.

Ama aslında bağışıklık sistemimize saldıran en kötü düşman bunlar değilmiş. Esas düşman düşünme tarzımız, bunun doğrultusunda da hayata bakış açımız, mutluluk ve huzur düzeyimizmiş. İlginç değil mi? Aslında bunu okuduğumuz çeşitli haberlerle hepimiz biliyoruz, duyuyoruz, hastalığa karşı moralin önemli olduğunu biliyoruz, bu yeni bir bilgi değil, yüksek moralle kanseri yendi vb başarı hikayeleri okuyoruz.

Ben de düşüncelerimizin sağlığımızla olan ilişkisini fizyolojik açıdan merak ettim. Bedensel sağlığım için neden sürekli olumlu düşünmek zorundayım? Bu yaşam şartlarında başarılması ne kadar zor bir iş değil mi? Evet kısa bir araştırmayla sonuçları da sizinle çok kısa bir şekilde paylaşıyorum.

Beynimiz gece, gündüz, hiç durmadan kapanmadan ve hatta geceleri bile hiç durmadan çalışıyor. Bedenimizin hemen her işlevini ve kimyasal dengesini kontrol eden ve adeta onu yöneten bir bilgisayar gibidir. Sinir sistemi, kan dengeleri, cinsel işlevler vb. binlerce işi yürütür, kontrol eder ve dengeler.

Bir şey düşündüğümüzde, beynimizin bir takım kimyasallar salgıladığını da artık kesin olarak biliyoruz. Hayatımızın insanını görüp aşkı hissettiğimizde, tüm bedenimizi o harika ürperti kapladığında, trafikte araç sürerken önümüze geçen saygısıza öfkelendiğimizde beynimiz çeşitli kimyasallar salgılıyor.

Düşüncelerimizle çeşitli kimyasallar üretiliyor ve hissettiklerimiz bunların bedende özümlenmesi ile ortaya çıkıyor. Aslında duygu dediğimiz şey bedenimizin düşüncelerimize verdiği tepkiler, özetlersek düşünce etki, duygu ise bir tepki. Sonra da kalp atışlarının hızlanması gibi istem dışı diğer bedensel tepkiler de arkadan geliyor.

Ama iş bu kadar basit değil tabii ki, bilinçaltına itilmiş düşünceler ve buna bağlı kontrolsüz duygular işin içine girdi mi vay halimize, bu alanda işler karışıyor. Psikologlar, psikiyatristler, ilaç firmaları (anti depresanlar), NLP ’ciler, şifacılar, falcılar, yoga ve meditasyon vb. artık aklınıza ne gelirse bu alan dev bir sektörü besliyor.

Bu yüzden düşünmeden edemiyorum, yalnızca düşüncelerimizi, zihnimizi kontrol edebilsek, düşünmeyi geliştirmek için çalışsak sorunları büyük oranda çözebilir miyiz acaba? Bu kadar basit midir bu iş? Ama bir sürü kişi işsiz kalabilir :), bu yüzden yarı bilinçli yaşamaya şimdilik devam edelim diyorum, aman kimsenin ekmeğine engel olmayalım.

Beyin ve kimyasallara dönersek, bağışıklık hücrelerimiz diğer tüm hücrelerde olduğu gibi yüzeylerinde çeşitli maddeleri özümsüyor. Böylece bizi bakterilere, virüslere, mantarlara, parazitlere, kansere ve tüm hastalıklara karşı koruyor ve bunlarla savaşıyor.

İşte bu savaşçı hücreler, beyin tarafından düşünmeyle salgılanan o meşhur kimyasalları da depolayıp özümsüyor, çünkü bunlar da gelen mesajlar. Neden bu bağışıklık hücreleri ortalıkta onca mikrop dolaşıp dururken, kanser oranı yükselirken benim olumsuz düşüncelerimden etkileniyor ki? Zaten bir sürü işleri var. Neden eşinizle yaptığınız kavgadan etkileniyor ve kendinizle yaptığınız özel ve olumsuz konuşmalarla ilgileniyorlar?

Çünkü bedenimizdeki hücreler, organ veya sistemler, aldıkları her mesaja karşı duyarlı olmak zorunda. Ama bence biraz aptallar çünkü doğru ve yanlış bilgiyi ayıramıyorlar. E haklılar da, çünkü bazı olumsuz mesajlar olumlu sonuçlar için de gerekiyor. Sokakta karşıma bir soyguncu çıktığında kaçmak için beyin tüm bedeni alarma geçirecek düzeyde kimyasal salgılar, kasları harekete geçirir, inanılmaz bir enerji açığa çıkar ve belki de kaçar kurtuluruz :). Ama eşinizle kavga ederken ürettiğiniz olumsuz düşüncelerin salgıladığı kimyasal da benzer.

Bu yüzden burada önemli olan mesajın türü değil, sürekliliği. Tekrar vurgularsak tarzı ve sürekliliğidir. Eşinizle olan kavganın etkisi çok uzun sürebilir, çözülemeyen sorunlar yinelenebilir ve hatta bu durum depresyona kadar varabilir.

İşte bu yüzden düşüncelerimiz, tutum, bakış açısı vb. unsurlar bağışıklık sistemini etkiliyor. Dolayısıyla sağlığımızı da ilgilendiriyor. Belki de balık baştan kokar demekle aslında anlatılmak istenen budur. Yani başında kokuşmuş düşünceler üretirsen, bedenin de bayatlar, kötü kokar :). Özetle ne düşündüğümüzün bağışıklık sistemiyle ilişkisi bu şekilde, ama ne düşündüğüm onları niye ilgilendiriyor, hücreler sadece görevlerini yapsınlar diyebilirsiniz. Bir işveren olarak ben de çalışanlarım neden düşünüyor, işlerini yapsın geçsinler diye düşünebilirim. Ama olamıyor değil mi? Çalışanları robot olarak görme devri çok eskide kaldı.

Özetle; bağışıklık hücrelerinizin performansı düşünce tarzımızla belirleniyor! Bağışıklık sisteminiz tüm iletişimlerinizi dinliyor ve bunlara tepki veriyor.

Sonuç; hastalıklardan korunmak için olumlu düşünün! Olumlu düşünme yöntemleri geliştirin. Hatta olumsuz düşünmeyin, olumsuz düşüncelerin neler olduğunu buradan okuyun.

Hatta vücudunuzun direncini arttırmaya yarayan en sağlıklı besinlerden birisini alın; vitamin, mineral, enzim, taze meyve suları, hatta şifalı bitkilerden bile daha sağlıklı olanını; SEVGİ.

Bunun pratikte nasıl yaşandığını gerçek bir örnekle buradan okuyun