Yıllardan beri bilgisayar oyunlarındaki şiddetin gerçek hayattaki şiddeti de körüklediğiyle ilgili görüşler daima savunuldu. Ne zaman genç bir çocuk cinayet işlese oynadığı oyunlara bakıldı. Gerçi en son yaşanan olayda neyse ki silah sektörüne odaklanıldı. Şimdi size bu konuda yapılan bir bir kaç araştırma aktaracağım.

Littleton, Erfurt, Blackburg ve Winnenden… Bu isimler, küçük çocukların diğerine silah alıp okullarını basarak önlerine geleni öldürdüğü yerlerin isimleri. Bu katliamlarda baş rolü cinnet geçiren ve babasının silahını alan küçük bir çocuk oynarken, kurbanlar ise onlarca okul arkadaşı ve öğretmeni oldu.

Tüm bu üzücü olayların ardından yetkililer, veliler, toplum her seferinde bir noktaya odaklandı. Katilin oynadığı oyunlara… En son Almanya Winnenden’da yaşanan katliamdan sonra medya, katil çocuğun silahını alıp okulu basmadan bir gece önce Far Cry 2 oynadığını öne sürmüştü (en sevdiğim oyunlardandır). Far Cry, oyun dünyasında bir devrim açan, milyonlarca dolarlık bir satış başarısı yakalamış oyun endüstrisinin en beğenilen şiddet oyunlarından biri. Karşısındaki dev rakiplerine rağmen piyasada tutunabilmiş, teknolojik ve sanatsal açıdan çok önemli bir oyun ve aynı zamanda Almanya’da yaşayan üç Türk kardeşin, Yerli Kardeşlerin yaptığı bir oyun. Okul baskınının hemen ardından katilin bilgisayarı incelendiğinde, bu oyunu oynadığı görülünce medya oyunu suçlamak için bir an bile düşünmedi.

Bu olay, oyunlarda şiddetin yasaklanması ve sadece The Sims, Sim City gibi oyunların serbest olmasını savunan oyun karşıtlarının ekmeğine yağ sürdü ve sesleri de hiç olmadığı kadar yükseldi. Hatta bir profesör şiddet içeren oyunlarının dağıtımına ve oynanmasına izin veren toplumların “hastalıklı toplumlar” olduğunu ilan etti.

Eğer gerçekte ne yaşandığına bakarsak; Microsoft’un yaptığı bir araştırmaya göre, ailelerin çoğu, profesörün kaygılarına katılmıyordu. Katılımcıların sadece %15’i oyunların çocuklarının psikolojik gelişimi üzerinde kötü etkisi olabileceğini düşünürken, üçte ikisi ise çocuklarına yetişkinler için üretilmiş oyunları oynama izni verdiğini kabul ediyordu. Ki çevremize bakarsak bunun örneğini bolca gözlemliyoruz.

Brigham Young üniversitesinde, oyun severlerin beyin fotoğrafları üzerinde yapılan bir araştırmada, erkek oyun severlerin beyninin alkol tüketimine yatkın olduğu, kadın oyun severlerde ise özgüven sorunları yaşayan insanlardakine benzerlikler bulunduğu saptandı.

Hiçbir şekilde oyun severlerin beyinleri ile katillerin beyinleri arasında bir benzerlik kurulamazken, oyunların beyinde, yarışma ve mücadele etkisi yarattığı görüldü. Yani insanlar oynadıkları oyunun bir oyun ve eğlenceli bir yarış olduğunun farkında olarak bir bilgisayar ile centilmence yarışmanın keyfini alarak oyun oynuyordu.

Şiddet tamamen bambaşka bir beyin problemi

Hannover’daki bir başka tıp akademisi de, nükleer tıp marifetiyle fotoğrafı çekilmiş beyinler üzerinde, oyunlardaki şiddetin insan beyni üzerindeki etkisini araştırıyor. Araştırmada, şiddet oyuncularının, yani doğrudan insanlara ve canlılara ateş edilen oyunların meraklılarının beyinleri inceleniyor. Ve araştırmayı yöneten bilim adamları önemli bir konuda çoktan hemfikir olmuş durumda: “Bilgisayar oyunları, bir insanin katliam yapacak gözü kanlı bir manyağa dönmesi için yeterli değil.” Araştırmalara göre bir insan beyninin, öldürme arzusuyla dolması ve insanin gözü dönmüş manyak bir katile dönmesi için çok daha farklı çevresel faktörlerin birleşmesi ve kişinin kontrolünü kaybedecek derecede gözünün dönmesi gerekiyor.

Bremen’deki başka bir üniversitede yapılan araştırmalarda ise şiddet içerikli oyunlar oynayan çocukların beyinlerinde, diğer çocuklarda görülmeyen türde değişimlere rastlanmış ancak bunlar, gündelik hayatta çocuğun karsına çıkan şiddet içerikli haber, televizyon yayını, film gibi mecraların yarattığı etkiden fazla değil. Dolayısıyla, bilim insanları, küçük çocuklarımızı aşırı şiddet içeren hem yayınlardan hem de oyunlardan korumamızı öneriyorlar.

Şimdi bir oyun sever olarak hele birlikte severek şiddet oyunları oynadığım sevgili çocuklarımla birlikte konuya çok yanlı yaklaştığımı düşünebilirsiniz. Ama bu güne kadar ne kendimde ne de çocuklarımda yıkıcı dehşete dönecek bir şiddet unsuruna rastlamadım. Ayrıca dalaşmalar ve boğuşmalar da bolca oluyor ve çok da keyif alıyoruz. Bazen dozu kaçırıp sakatlanmalar da başımıza gelebiliyor. Ama bu boğuşmaların pek çok ailede annelerin de işin içerisine girmesiyle daha da keyifli olduğunu biliyorum.

Bu yüzden gelin lütfen bilgisayar oyunlarını suçlamayın, onlar çocuklarınızın inanılmaz beceriler geliştirmesini sağlıyor. Stratejik düşünme, İngilizce öğrenme, kaynak planlaması, hızlı karar verebilme gibi pek çok beceriyi çocuklarımıza kazandırıyorlar. Önerim; sınır koyun, okul zamanıysa hafta sonu günde 1 saat, tatil zamanı günde yarım saat ve bir de yapabilirseniz çocuğunuzla birlikte oynayın, bu konuya da fazla takmayın, zaten engel de olamazsınız :), gelin hayatın keyfini çıkarın.

Ayrıca bir paylaşım daha iletiyorum:

Bilgisayar Oyunları

Sevgilerimle.

1.4.2013: Sabah gazetesinde çıkan bir haberi daha paylaşıyorum; Bilgisayar oyunları yararlı mı?