Artık teknik veya işle ilgili yazılara ara verip değişik bir konuya el atayım dedim. Yüz yıllardan beri gelen en büyük gizli ve bazen de yüzeye çıkan en büyük tartışmalardan biri; kadın ve erkekler arasındaki farklılıklar :). Aslında kadın ve erkeklerin farklı olduğunu söylerken bir kıyaslama yapmıyorum. Bunun bir erkek tarafından ele alınan taraflı bir yazı olmayacağının garantisini de şimdiden iletiyorum.

Aslında hepimiz eşitiz, cinsiyet gözetmeksizin özgür irademizle seçim yapabilme özgürlüğümüz var. Bu doğrultuda benzer davranışlar göstermeme özgürlüğümüz de var, bunlara farklılık diyoruz. Hemen örneklere geçersek; örneğin kadınlar romantik filmlerden hoşlanıyorken, erkekler macera filmlerinden hoşlanabilir. Bu bir farklılıktır ve biri diğerinden daha iyi bir özellik olarak tanımlanamaz. Ayrıca bu genellemelerin geçerli olmadığı pek çok durum da var. Macera filmlerinden ve futboldan hoşlanan kadınlar ve futbolla ilgili olmayan romantizm delisi erkekler gibi.

İşte bu yüzden bence önemli olan farklılıklarla yaşamayı öğrenmektir.

Doğru olan; farkımızı diğer insanlara kabul ettirmeye çalışmaktan ve diğerlerinin farklılıklarını törpüleyerek kendimize uydurmaya çalışmaktan vazgeçmektir. Farklılıkların getirdiği çeşitliliğin renklerini severek hayatı ve birlikteliklerimizi daha yaşanır kılabiliriz. Ama bunu bozuyoruz değil mi? Bu bozulma nasıl oluyor anlamak için gelin hikayenin biraz başına gidelim; işin başında cinsler arasındaki farklılıklar aşk ve heyecan içerisinde kaybolur. Çünkü aşkı bozacak olumsuzluklar görülmez veya büyülü bir haldeyken bunu bozmamak adına olabildiğince ötelenir. Ancak evlilikte, aşktan çok ilişkinin ve sevginin derinliği önemlidir.

Hızlı eğitim’de İlişkiler kategorisinde harika eğitimler var, göz atın!

Sevginin derinleşmesini engelleyen nedir peki? Roller, geçmişimiz, şartlanmalar, genellemeler vb. neden mi? Bir kere erkekler ve kadınlar kesinlikle farklı, bunu kabul etmek gerekiyor. Hem fizyolojik hem de sosyolojik olarak. Sosyolojik farklılıklar da her topluma göre değişkenlik gösteriyor. İlkel toplumlarda kas gücü nedeniyle daha iyi avlanan erkek zamanla bu gücü kendine fiziksel olarak karşı çıkamayacak olanlar üzerinde avantaj olarak kullandı. Ve günümüze kadar gelen ataerkil, yani erkek egemen toplumlar oluştu. Süregelen bu anlayışla yetiştirilen modern erkek için güç ve rekabete dayalı başarı da önemli oldu. Doğada öncelikli rolü anne olan kadın ise ilişkiler ve sevgiyi ön planda tutarak buna göre davranmayı öğrende.

İki cins arasındaki en büyük farklılıklardan birisi de konuşmada ortaya çıkar. Kadın sıkıntılı bir dönemde daha fazla konuşma ihtiyacı hissederken, erkek içine kapanabilir. Erkeğe sıkıntısını tek başına çekecek kadar ‘güçlü’ olması gerektiği öğretilmiştir. Cinsellikte erkek daha kolay uyarılabiliyorken, kadınlar için önemli olan sevgiyi hissetmektir. Erkek ve kadınlar sadakatsizlik durumunda da farklı tepkiler gösterir. Kadın depresyona girerken, erkek öfkesini patlatır, gazetelerin 3. sayfalarındaki şiddet örneklerini bolca okuyoruz, gerçi öfkesini patlatan kadın örnekleri de artık yaşanıyor :).

Alışveriş konusuna bakarsak, erkekler tamamen amaca yönelik hareket ederken, kadınlar alışveriş saatlerini genişletilmiş bir terapi seansı olarak değerlendirebilir. İlişkilerde de erkek daha mesafeli bir tutumdan yana olurken; kadın seçimini daha sıcak ve yakın olmaktan yana kullanabilir. Erkek güç ve başarı (para) peşinde koşarken; kadın daha çok sosyal bağlantılarda etkin rol üstlenebilir.

Çoğu zaman kadın, eşinin kendisine yeteri kadar zaman ayırmamasından yakınır.  Bu durumda erkek de zamanını ailenin geleceği için çaba göstermeye ayırdığını söyler, e bolca da tartışma çıkar :). Bir sorun olduğunda modern ilişkilerde terapi ve danışmanlık konusunda kadınlar daha girişken davranır. Erkeklerse sorunlarını kendi kendilerine çözebileceklerini düşünebilir.

Ama tüm bunlar dikkat ederseniz genellemeler içeriyor. Ve dikkatlice gözlediğimizde yine genellersek görülen bu tutum ve davranışların altında şartlanmalar yatıyor. Oysa hepimiz bu genellemelere uyarlanmak için çok daha karmaşık varlıklarız. İçimizde birer hazine yatıyor.

Bu yüzden gelin; cinsiyet kısıtlamalarından sıyrılarak insanları yargısızca değerlendirin.

Genellemeler hiçbir zaman yüzde yüz doğruyu ifade etmez. Genellemelere göre hareket edecek olursak, birbirimizin saklı hazinelerini nasıl keşfedeceğiz? Aşk masalları âşıkların kavuşmalarıyla biter, aynı durum filmler için de geçerlidir. Ama sonrasında aşıkların evlilik içinde yaşadıklarını hiçbir zaman bilemeyiz ve göremeyiz. Yoksa hepimizi bu masallar mı kandırıyor? 🙂

Araştırmalar, tüm dünyada boşanma sayısının artışına dikkat çekiyor, ülkemizde de geçen ay ilk kez boşanma sayısı evlenme sayısının önüne geçti. Mutsuz evlilikler, insanları depresyona sokabiliyor, sağlıklarını hatta yaşam sürelerini bile etkileyebiliyor. Ne var ki sevenler de boşanmayı düşünerek veya hesaplayarak evlenmiyorlar. İşin başında sevgililer birlikte güzel vakit geçirirken olumsuzlukları görmezden gelirler. Bu mutluluk durumunun evlilikte de süreceği inancına kapılırlar. Ancak evlilikle birlikte hayatı paylaşmanın sorumlulukları da hissedilmeye başlar. Sorumluluklar tatsızlıkları da beraberinde getirir. Eğer eşler yaşananlardan birbirlerini suçlamaya başlarsa, işler içinden çıkılmaz hale gelebilir.

İşte bu yüzden ne yapacağız? Bunları yaşamamak için her şeyden önce farklılıkları göreceğiz ve kabul edeceğiz.

Evlilik, iki farklı insanın bir arada uyumla yaşaması üzerine kuruludur. Evlilik öncesinde, bazen eşlerden biri diğerinin kendisi için olumsuz yönlerinin farkına varır. Ama sevdiğinin ileride değişebileceğine kendisini inandırarak evlilik kararı alabilir. Ancak bu değişim sanıldığı kadar kolay olmaz. Yine de evliliklerde, en küçük bir sorunda boşanmak çözüm olmayabilir. Sorunsuz evlilik olmaz. Sorunları birlikte çözerken eşlerin arasındaki bağlar daha da güçlenebilir. Boşanma sürecindeki düşünceler kadında da erkekte de genellikle benzerdir. Doğru kişiyi bulamadıklarına karar vererek arayışa devam etmek isterler. Belki kendi doğruluklarını ispat etmek için; belki de ilk evliliklerinde bulamadıklarını yeni bir evlilikte bulabilmek için; yelkenler hiç düşünmeden yeni bir evlilik için açılabiliyor.

İlişkilerde işler yolunda gitmediğinde, bunun farklı nedenleri olabilir. Genellemelere, başkalarının tecrübelerine başvurmak sorunu daha da büyütebilir. Sorunlar yüzünden çiftlerden birisi yalnızca diğerini sorumlu tutabilir. Hatta diğeri hakkındaki olumsuz düşünceler, bir ilgisi olmasa bile sorunla ilişkilendirilebilir. Evlilikte oluşan sorunlar, ancak birlikte ve tarafsız bir yaklaşımla çözülebilir. Sorunların nedenleriyle ilgilenmek, çözüm bulmayı geciktirmekten başka bir işe yaramaz. Nedenleri hazır şablonlara uydurmaya çalışmak ilişkinin hırpalanmasına neden olabilir. Diğerini suçlamak, olayı kötü niyetle ilişkilendirmek, incitmeye çalışarak öfke kusmak sorunu büyütür. Bu davranışlar, tamiri asıl sorunun kendisinden daha da derin yaralara neden olabilir. İleri sürülen gerekçeleri değersiz, duyguları saçmalık saymak da yapılan yanlışlardandır. Sorunlara etiketler yapıştırmak, yalnızca ilişkinin önünün kapanmasını sağlar. Etiketler ilişkiyi yıpratır.

Sevgi, davranışlarda hayat bulur. Ancak bu davranışları şablonlara oturtup, sevginin bunlardan ibaret olduğunu sanmak yanılgıdır. Öncelikli olan sevgiliyi bu şablonlarla yargılamamaktır. Herkes kendi sevgisini, kişiliğiyle ilgili olarak farklı biçimlerde gösterebilir.

Bu yüzden, formülü kısaca iletirsek;

  • Eşinizin sevgi dilini, onu ifade ediş biçimini anlayın ve tanıyın
  • Genellemelerden kaçının, farklılıklarınızı kabul edin ve içsel olarak onaylayın
  • Ah kadınlar veya ah şu erkekler yargılamalara artık bir son verin

Ama yine de;

Arkadaş ve dost sohbetlerinde dozu kaçırmadan sempatik çekiştirmelerin keyfini çıkarın :).

Sevgiyle kalın.