Geçmişimizdeki başarı geleceğimizi garantiler mi?” başlıklı yazımızın devamı olarak kitaptan özetle çıkardığım iş hayatımızdaki başarılarımız arttıkça ve zaman ilerledikçe kaçınmamız gereken 20 olumsuz alışkanlığın ikinci bölümüne devam ediyoruz. Birinci bölüm için bu linki tıklayabilirsiniz.

1.     Tüm dünyaya ne kadar zeki olduğumuzu göstermek

Diğerlerine tahmin ettiklerinden daha zeki olduğumuzu gösterme gereksinimi pek çok profesyonelde ve özellikle de yöneticilerde var ne yazık ki. Bu durum, kazanma gereksiniminin bir başka türevi olarak da düşünülebilir. Burada aslında kazanılmak istenen diğer kişilerin takdiridir. Odada bulunanlara, en az onlar kadar entelektüel olduğumuzu göstermek zorundayızdır. Bu olumsuz alışkanlık ile odadaki en zeki kişi olma gereksiniminden söz ediyoruz. Bize anlatılan bir şeyi zaten bildiğimizi göstermek için kafamızı sallarken veya “bunu zaten biliyordum” derken, aslında karşımızdaki kişiyi, zamanımızı gereksiz yere işgal etmekten dolayı küçük düşürmüş oluyoruz. Bu tutumun da genellikle ters teptiğini tahmin etmeniz zor olmaz sanıyorum :).

2.     Öfkeliyken konuşmak

Öfkenin bir yönetim aracı olarak, belirli bir değerinin olduğu doğrudur. Özellikle çocuklarda bazen kullanıyorum işi gerçekten çok kolaylaştırıyor itiraf ediyorum :). Uykudaki çalışanları da uyandırıyor. Örneğin sıkça hata yapmaya başlayan, geç kalanlara uygulandığında kişilerin metabolizmasını hızlandırıyor. Ayrıca önem verdiğiniz konularla ilgili de çalışanlara net bir mesaj gidiyor. Ama ne pahasına? Bu yüzden kendimi de eleştiriyorum, öfke, güvenilir bir yönetim aracı asla olamaz, olmamalıdır. Kızdığınız zaman, kontrolünüzü kaybedersiniz. Kontrolünüzü kaybettiğinizde liderlik edemezsiniz. Bu yüzden öfkenizi kontrol edin, bizim www.hizliegitim.com da Öfke Yönetimiyle ilgili çok güzel bir eğitimimiz var, bunu alın. Öfke ile anlık çıkışlarınızı diğerlerini manipüle veya motive etmek için kullanmayı tercih edebilirsiniz, ancak karşınızdaki kişilerin öfkeye karşı tepkilerini öngörebilmek pek mümkün değildir. Öfkeyle yönetimin bir olumsuz yanı da ömür boyu bu şekilde etiketlenmenizdir, herkes sizden kaçar, sizden bilgiler saklanır, sizin haberiniz olmadan bazı işler hasır altında yürür gider :). Aman dikkat.

3.     Olumsuzluk veya “Neden olmayacağını açıklayayım” tavrı

Bize sorulmadığı durumlarda dahi olumsuz düşüncelerimizi paylaşma gereksinimi duyarız. Bazı kişiler her şeyin yalnızca olumsuz yönlerini görür, bunlara zor insanlar diyoruz, bununla ilgili önceki yazımı okuyabilirsiniz. Onlara götürdüğünüz bir fikir ile ilgili ilk tepkileri “Neden olmayacağını” açıklamaya koyulmaları şeklindedir. Bir süre sonra yaklaşımlarının hep olumsuz olacağı bilindiğinden söyledikleri hiç bir şey dikkate alınmaz. Zamanla, bu tip kişilere öneri veya görüşler de götürülmez ve dışlanırlar.

4. Bilgiyi saklamak

Diğerlerine karşı bir avantaj veya üstünlük elde etmek için sahip olunan bilgiyi saklamak çok yaşanan bir tutumdur. Şu anda yaşadığımız bilgi çağında sahip olunan bilgiyi saklama davranışı, giderek daha da rahatsız edici olmaya başladı. Bilgiyi kasıtlı olarak saklamanın tek bir amacı vardır: Güç üstünlüğü sağlamak. Bilgiyi saklarken bir avantaj elde ettiğinizi düşünüyorsanız kesinlikle yanılıyorsunuz. Aslında güvensizliği besliyorsunuz. Güce kavuşmak için, korku ve kuşku yerine bağlılık duygusunu geliştirmeniz gerekir. Burada söz etmek istediğimiz davranış hatası kasıtlı veya kötü niyetli biçimde bilgiyi saklamak değil. Çünkü bunu basit bir davranış hatası olarak göremeyiz. Burada söz ettiğimiz, dikkatsizlikten, ihmalden, zamansızlıktan veya önem vermediğimiz için paylaşmadığımız bilgilerle ilgilidir. Yakınlarda okuduğum bir araştırmaya göre çalışanlara yöneticileriyle ilgili en büyük davranış sorununun ne olduğu sorulduğunda, büyük çoğunlukla gelen yanıt “İletişim eksikliği” veya “Bilgilendirme azlığı” şeklinde olmuş. Bilgi paylaşımını günlük hayatınızda öncelikli bir konuma taşıyarak bu sorunu rahatlıkla aşabilirsiniz.

5.     Uygun takdiri göstermemek

Ödüllendirme ve övme eksikliği. Yıllardır seçici algımız, eleştirmek üzerine geliştiği için, pek azımız çevremizdeki takdire değer olay ve durumları fark edebiliyoruz. Fark ettiğimizdeyse başka şeylerle çok meşgul olduğumuzdan veya takdir standartlarımız (!) çok yüksek olduğundan, kişilere olumlu geri bildirimler vermiyoruz. Bu durumun pek çok sakıncası var. Hiç takdir etmeyen, yalnızca eleştiren biri olarak ün saldığınızda artık eleştirileriniz bir süre sonra dikkate alınmamaya başlanır. Bunun dışında, başarılı performansı fark edip takdir etmediğinizde, performansına önem vermediğinizi düşünen çalışanınız aynı çabayı ortaya koymaktan vazgeçebilir. Takdir etme yanınızı geliştirmek için sistemli bir gayret içine girmenizi öneriyorum.

Evet, şimdilik bu kadar, kaldı bir 10 neden daha, pek yakında geliyor.

Sevgilerimle.