Kişisel gelişim yazılarımın arasına işimle ilgili de yazılarımı ekliyorum. Bildiğiniz üzere bolca kurumsal portaller kuruyoruz, web siteleri ve mobil uygulamalar geliştiriyoruz, bunların yarısından çoğu da e-öğrenme alanında gerçekleşiyor. Şimdi sizlere dünya da ve ülkemizde giderek gelişmekte olan e-öğrenme alanındaki (öğrenme teknolojileri, elearning) son eğilimleri kısaca listeliyorum (aralara yeni eğilimlerle ilgili çözümlerimiz de var, affınıza sığınarak biraz tanıtım serpiştirdim :)).

1.      Mobil öğrenmeye daha belirgin bir geçiş

Mobil cihazların özellikle de tabletlerin yaygınlaşmasıyla mobil öğrenmeye hızlı bir yönelme var, bizim şirketimizde de mobil öğrenme uygulamalarının sayısı oldukça arttı, burada platform seçimi, cihaz seçimi ve içerik formatları bir sorun olarak karşımıza çıkıyordu. Ama yaptığımız son inovasyonla bu sorunu çözdük.  REP (Responsive Elearning Publishing) isimli teknikle artık tek bir e-eğitim içeriğinin çoklu platformlarda (Web/iOS/Android/WebApp) yayınlanması ve izlenebilmesi kolayca sağlanabiliyor. Üstelik bunu e-eğitimlerin içerisinde bulunan soru ve alıştırmalarla birlikte yapabiliyoruz. Bunu yapabilen şu anda ilk ve tek şirketiz, eğer yapabilen varsa burada paylaşabilirse çok memnun olurum. Özetle şirketinizde web üzerinde almaya başladığınız bir e-eğitimi, işten çıktıktan sonra serviste giderken cepten veya evde tabletten aynı şekilde izlemeye devam ediyorsunuz. E-eğitimi nerede tamamlarsanız tamamlayın, sistem hepsini kaydediyor.

2.      Giderek artan oyunlaştırma (Gamification)

Ciddi oyunlar (içeriği oyun oynatırken aktar) ve oyunlaştırma (portalde eğitim izle puan kazan, yarış, bir şey ol) iki ayrı kavram ve giderek gelişiyor. Bu alanda 2012’de 2 milyar dolar olan dünya pazarındaki büyüme 2015’te 7,4 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Giderek sesli PPT tarzında hazırlanan e-eğitimler yerine daha etkileşimli hazırlanan içerikler tercih ediliyor. Ülkemizde e-eğitim alanında oyun tabanlı içerik geliştirebilmek için bütçe yakalamak kolay değil. Oyun tasarlama keyfini reklam ajansları dijital pazarlama projeleri için güzelce yaşıyor. Ama biz de iş kovalamaya ikna çalışmalarından asla vazgeçmiyoruz :).

3.      SCEP (Self Created eLearning Publishing) Herkes e-eğitim hazırlar ve sunabilir

Bu furya inanılmaz bir hale geldi. Dünya da herkesin e öğrenme hazırlayıp satışa çıkabildiği pek çok site kuruldu. Biz de bu teknolojiyi kurum içi eğitim portallerine uyarladık. Kurumsal platformlarda yetkisi olan kullanıcı, örneğin eğitmenler, artık bir e-eğitim materyalini kolayca oluşturabiliyor, yönetebiliyor ve dağıtabiliyor (atayabiliyor). Sonuçlarını da kendisi izleyebiliyor. Gelin merak ettiyseniz sizi SCEP ile tanıştıralım. Bunun bir başka şekli MOOC olarak isimlendiriliyor ve giderek de yayılıyor.

4. Sosyal öğrenmeye geçiş

SCEP ile birlikte herkesin eğitsel içerikleri oluşturup kullanıcılarla paylaşabilmesi doğal olarak sosyal öğrenmeyi de destekliyor. Bu durumda neden bir yönetici kendi departmanının gelişimiyle ilgili yararlı bulduğu içerikleri çalışanlarıyla paylaşmasın ki? Bunun için eğitim departmanını arayıp e-eğitim tasarımı mı talep edecek? Sonra da haftalarca bunu bekleyecek, yöneticimizin motivasyonu ölür gider vallahi. Bunun yerine hemen bir blog yetkisi alacak, sonra da kendi içeriklerini, yazı, PPT, video vb. içeriklerini kolayca yayınlayabilecek. Eskiden içerik kraldır derdim, artık yazılım kraldır demek üzereyim. Çünkü herkesin kolayca içerik yayınlayabileceği sosyal öğrenme platformları veya modülleri kurum içi platformlarda yerini yavaşça alacak. Örneğin Youtube bir öğrenme platformu aslında, kendi içeriği var mı, yok, tamamen kullanıcı içeriğiyle oluşan bir platform. Neden artık kurumlarımızın içinde de Youtube’lar, Vikipedi’ler görmüyoruz? Peki e-öğrenme şirketleri ne yapacak, batacaklar mı? Hayır, bir şey olmayacak, bundan korkulmayacak, onlar (bizler) profesyonel tasarlanması gereken işleri yani asıl işlerini yapacaklar.

5.      HTML 5

Henüz çok fazla uygulayan yok, ama HTML5 ile yaşasın etkileşim ve mobil öğrenme diyoruz. Artık tüm içerik üretimi HTML5’in sınırsız özellikleriyle zenginleşmeye başlıyor. Bir kez daha teşekkürler Steve Jobs diyorum. Çok yakında web üzerinde HTML5 sayesinde CSS3 desteği ile olağanüstü 3D içerik deneyimlerine hazırlıklı olun diyorum.

6.      Tin Can API, SCORM ’un yerini alıyor

Oldum olası SCORM’a karşı durduğumu, hatta nefret ettiğimi herkes bilir. Tamam, mecburen kullanıyoruz, sevgili müşterimiz dev gibi kurumsal platform kurmuş, herkesten içerik alıyor, bunun bir standardı olmalı diyor. Ama olamadı işte, mobil cihazlar SCORM’u ve FLASH’ı bitirdi. Artık daha duyarlı ve uyumlu (Responsive) bir web ara yüzü dünyaya hakim oldu. SCORM a da neden karşıyım basitçe iletiyorum; çünkü içerik paketlemek teknik bir süreç olmamalı. Herkes kod, paket, manifesto, Player vb. unsurlara girmeden e-öğrenme içeriğini kolayca yayınlayabilmeli. Ayrıca kim ne derse desin, SCORM’da izleme kayıtlarının kaydedilmesinde sorun var. eLearning platformu sunan şirketler de SCORM’u (özellikle ülkemizde) işlerini kaybetmemek için bir engel olarak kullanıyor. Aman efendim içerik paketleme ve standartlar da neymiş, geçiniz. Açılınız, şeffaf olunuz, LMS ’leriniz ile SCORM ile haberleştiğinizi göstermek yerine direkt veri tabanına yazdığınızı itiraf ediniz. Dürüst olunuz, işinizi kaybetmezsiniz merak etmeyiniz :).

7.      Uyumlu Web (Responsive)

Az önce de kısaca söz ettik, bu konu şu anda yalnızca e öğrenme değil web tasarımında da son derece etkili bir yaklaşım. Çok çeşitli cihazlar içinden en iyi görüntüleme deneyimini sağlama sanatını amaçlayan bir Web tasarım yaklaşımı. Uygulaması gerçekten zor ama başarıyoruz işte. Şimdilik aşırı özgür tasarımlara izin olmasa da kendimizi geliştiriyoruz. Bu yeni yaklaşım tarayıcı, cihaz veya sistem özelliklerini otomatik olarak algılamaya dayalı yenilikçi bir bakış açısı.

8.      Gelişen eLearning kalite standartları

Kalite standartları bizim için sürekli devam eden bir mücadele. Online eğitimde kalitenin ne olduğuyla ilgili ortak bir zemine ulaşmaya çalışmak, yıl boyunca mücadele edeceğimiz bir konu. Her yıl bu konudaki manifestomuzu yeniliyorum, ama halen oturmadı. Çünkü kullanıcı demografisinde hızlı bir değişim var. 2002’de 27 olan ortalama kullanıcı yaş ortalamamız 34’e doğru artış gösterdi. Şimdi de Y kuşağı çıktı geldi, bu kadar geniş bir hedef kitlede e-eğitim kalite standardı belirlemek oldukça zor. Oyun yapıyorsunuz, Y kuşağı bayılırken büyükler ciddiyetsiz buluyor. Bu konu daha çok derinleşecek, ama bu yazıda genel olarak her şeyi derlemiştik, okuyabilirsiniz.

9. Giderek artan video kullanımı

Bu konuya daha önce değinmiştim, kurum içi platformlarda video kullanımı giderek artacak. Artık Live stream servisleri de yaygınlaştı ve ucuzladı. Video kullanımını da canlı ve arşiv diye ikiye ayıracak olursak, ikisini de kurum içinde çok ekonomik çözebiliyorsunuz. Bu doğrultuda video kullanımının giderek artacağını söyleyebiliriz.

Global e-Öğrenme pazarındaki artış, 2010-2012 arasında yıllık % 8 olarak gerçekleşmiş. Ülkemizde ise şu sıralarda ciddi bir artış yaşandığını söyleyebiliriz. Genel olarak pazarı ölçemiyoruz. Ama bu alanda faaliyet gösteren şirketlerin çalışan sayılarına baktığımızda tahmini bir tablo ortaya çıkıyor. Henüz işin çok başında olduğumuzu rahatça söyleyebilirim. Çünkü henüz sürekli öğrenme, öğrenen organizasyon gibi kavramlar kişilerde ve şirketlerde kültürleşmedi. İçerik kalitesi ayrılan düşük bütçeler nedeniyle henüz düşük. Aşırı yoğun iş ortamlarında çalışanların öğrenmeye zamanı yok. Sınıf eğitimleri halen öncelikli tercih ediliyor. eÖğrenme içeren kurumlarda toplam eğitim bütçelerinin %10-%20’si e tarafa ayrılıyor. Fortune 500’de bu oran %30 ila %50 arasında değişiyor. Karma eğitim, yani e-öğrenme ile sınıf eğitimlerini birlikte uygulamak tasarımı zor bir konu. B-Learning en başarılı model olmasına rağmen iş dünyasının hızına ve kolaylığına ayak uyduramadı.

Giderek bilinçlenmemiz, pazarımızın gelişmesi ve keyifle üretmeye devam edebilmek dileğiyle.

Sevgiler.