Uzun bir tatil sürecinden sonra yazılarımıza ve gelişimimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Öncelikle “Geçmişimizdeki başarı geleceğimizi garantiler mi?” başlıklı yazımızın devamı olarak kitaptan özetle çıkardığım iş hayatımızdaki başarılarımız arttıkça ve zaman ilerledikçe kaçınmamız gereken 20 olumsuz alışkanlığın üçünü bölümüne devam ediyoruz. Birinci bölüm den başlayarak diğer bölümler için linki tıklayabilirsiniz.

1. Hak etmediğimiz bir başarıyı sahiplenmek

Herhangi bir başarıya yaptığımız katkıyı abartarak sunmak. Gerçekleştirdiğiniz başarılı bir performansın takdir edilmemesini belki kaldırabilirsiniz, ama başarının bir başkası tarafından kendi başarısıymış gibi sunulmasına isyan ederdiniz. Bir başkasının diplomasını veya sertifikasını sahiplenmeniz olanaksız, çünkü ortada bir belge var. Ama bir toplantıda parlak bir fikrin kimin tarafından ortaya atıldığı veya kaybedilmekte olan bir müşteriyi kimin son anda kalmaya razı ettiği gibi konular yoruma açıktır. Bu tip durumlarda bütün takdiri kendimize saklamak, diğer kişilerle olan ilişkilerimizi ciddi oranda yıpratabilir. Belki o toplantıdaki parlak fikir sizin ağzınızdan çıktı ama sizi o fikre taşıyan hiç ilham verici bir yorum yapılmadı mı? Yapıldıysa, o kişi takdiri veya başarının paylaşımını hak etmiyor mu?

2. Bahaneler yaratmak

Can sıkıcı bir davranışımızı kalıcı bir kişilik özelliğimizmiş gibi konumlandırarak hoş görülmesini beklemek. “Çok sabırsızımdır”, “Her şeyi son dakikaya bırakırım”, “Sağım solum hiç belli olmaz”, “Zamanımı yönetmek konusunda tam bir felaketimdir”. “İş arkadaşlarım beni önemsiz konulara takılıp kalmakla eleştirirler, ama ne yapayım ben böyleyim” şeklindeki mazeretleri ne kadar çok duyuyoruz değil mi? Hatta bazılarını şahsen kullanmış bile olabilirsiniz. Randevulara sürekli geç gelmek veya karşısındakinin sözünü kesmek gibi davranışlar genetik olmadığına göre, öncelikle kendimizi hoş görme davranışımızı sonlandırıp, bu hatalı yönlerimizin nedenlerini araştırmamız gerekiyor.

3. Geçmişe bağımlı kalmak

Suçu kendimizden uzaklaştırarak geçmişimizdeki kişi veya olaylara yüklemek diye tanımlanabilir. Eğer mükemmeliyetçi bir yapıya sahipseniz, bunun nedeni ailenizin geçmişte hiç bir zaman sizi yeteri kadar başarılı görmediği olabilir. Eğer güçlü bir otorite karşısında felç olmuş gibi donup kalıyorsanız, bunun altında yatan neden, baskın ve kontrolcü bir anne veya baba olabilir. Nedeni ne olursa olsun, geçmiş geçmiştedir ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapılamaz. Bizim odaklanmamız gereken konu şimdi ve geleceğimizdir. Çünkü yalnızca geleceğimizi değiştirme gücüne sahibiz. Hatalarımız için başkalarını suçlama davranışından bir an önce kurtulursak, gelecekteki başarımızın sorumluluğunu da bugünden üstlenmiş oluruz.

4. Ayrım yapmak

Bazılarına adil davranmadığımızı görememekten kaynaklanır. Herkes “yağ çekme” davranışını onayladığını söylemez. Ama buna rağmen pek çok yönetici veya patron, kendisine az eleştiri getiren ve bol bol pohpohlayan kişilere farklı davranır. Örneğin evlerinde köpek besleyen yöneticilere, akşam eve döndüklerinde en çok ilgiyi kime gösterdikleri sorulmuş. Gelen yanıtların yüzde 80’i “köpekleri” şeklinde olmuş. Sonra da köpeğiniz eşinizden veya çocuklarınızdan daha mı önemli? Onu aile üyelerinizden daha mı çok seviyorsunuz? Diye sorulmuş ve gelen yanıt da kuşkusuz hayır olmuş. Peki, neden köpeğimize daha fazla ilgi gösteriyoruz? Nedeni çok açık: Köpeğimiz bizi hangi durumda olursa olsun coşkuyla karşılıyor, bizi asla eleştirmiyor, bizimle söz dalaşına girmiyor ve bizi koşulsuz seviyor. İşte tüm bu nedenlerle bizi mutlu ediyor ve onunla zaman geçirmeyi seviyoruz. Köpeğin doğası gereği sergilediği davranış, iş yaşamında “yağcılık” olarak adlandırılır. Acaba iş yaşamında da benzer ilişkiler kuruluyor olabilir mi? Bunları okurken, “Benim açımdan asla!” diyenlerdenseniz, unutmayın, çevremizde gözlediğimiz olayları kendimizde fark edemememiz doğaldır. Çalışanlarımız kimin hangi nedenle sizden ilgi ve takdir gördüklerini gözlemleyerek benzer davranışlar içine girebilir. Yağcılıkla yakınlığınızı kazanan kişilere benzemek istemeyen çalışanlar ise “üvey evlat” konumuna düşmekten dolayı tepki geliştirebilirler.

5. Üzgün olduğumuzu ifade etmeyi reddetmek

Davranışlarımız için sorumluluk almak, hatalı olduğumuzu itiraf etmek ve davranışlarımızın diğerlerini nasıl etkilediğini fark edebilme eksikliği olarak tanımlayalım. Üzüldüğümüzü söylemek veya özür dilemek bir arınma olgusu gibidir. Ancak her nedense özür dilemek, pek çok başarılı kişi için bir yarışı kaybetmekle aynı anlamı taşımaktadır. Hatalı olduğumuzu itiraf etmeyi acı verici, af dilemeyi küçültücü, özür dilemeyi güç kaybettirici bulabiliriz. Özür dilemeyen kişiler, çevrelerine “umurumda değilsiniz” yazılı bir tişört giysinler aynı şey J. Oysa özür dilemek, ilgili kişiye değer verdiğimizin göstergesidir. Kendi hatamızı açıkça kabul edip ifade ettiğimizde, karşımızdaki kişi de olayla ilgili kendi payını kabul edecek ve ilişkimizde karşılıklı bir gelişim süreci başlayacaktır.

Son kalan 5 maddeyi de bir sonraki yazıda listeliyor ve bu konuyu kapatıyorum.

Sevgilerimle.