Geçmişimizdeki başarı geleceğimizi garantiler mi?” başlıklı yazımızın devamı olarak kitaptan özetle çıkardığım iş hayatımızdaki başarılarımız arttıkça ve zaman ilerledikçe kaçınmamız gereken 20 olumsuz alışkanlığın son bölümünü de yayınlıyorum. Birinci bölüm den başlayarak diğer bölümler için linki tıklayabilirsiniz.

1. Dinlememek

Çalışma arkadaşlarına yönelik en gizli saldırgan tutumdur. Oysa dinlemek belki de en rahat yapabileceğimiz davranışlar arasındadır. Sonuçta beklenen kulakları açık tutmak, gözlerle konuşanı izlemek ve ağzımızı kapalı tutmaktan başka bir şey değildir. Ne kadar kolay değil mi? Dinlemediğimiz de karşı tarafa gönderdiğimiz mesajlara bir göz atalım: “Umurumda değilsin”, “Seni anlamıyorum”, “Hatalısın”, “Aptalsın”, “Zamanımı boşa harcıyorsun” veya tüm bunların tamamı. İyi bir dinleyici değilsek bunu değiştirmenin tam zamanıdır. Eskiden çalışanlar kendilerini dinlemeyen veya sözlerini keserek müdahale eden yöneticilere karşı sabırlı davranıyorlardı, ancak artık geleceğin çalışanları kendilerine böyle davranan yöneticileri değiştirmeyi tercih ediyorlar.

2. Minnetimizi ifade etme eksikliği

Dale Carnegie bir kişiye herhangi bir dilde söylenebilecek en güzel iki sözcüğün o kişinin ismi ve soy ismi olduğunu söylemiş. Ve bu yaklaşımı kişilerle iletişim kurarken sıkça kullanmış. Bence her dildeki en güzel iki sözcük “Teşekkür ederim” ve “Lütfen” sözcükleridir. Aynı özür dilemenin olduğu gibi, teşekkür etmenin ve lütfen demenin kişiler arası ilişkilerde sihirli bir gücü vardır. Hatta meşhur bir laf vardır, İngiliz çocukları anne kelimesinden sonra lütfen demeyi öğrenir diye, ne kadar doğru bilemiyorum. Neyse konumuz teşekkür ve şükran ile ilgili :).

Karşılığında ne diyeceğinizi bilemediğiniz her durumda rahatlıkla “Teşekkür ederim” diyebilirsiniz. Minnettar olmak ve bunu ifade etmek, aşırıya kaçamayacağımız davranışların başında gelmektedir. Bize sayıyla verilmediği gerçeğini kabul edersek, neden bu kadar cimrice kullanıldığını anlamak zorlaşmaktadır. Ancak bir kez istediğimizde en kolay gerçekleştireceğimiz değişim bu olabilir. Hoşunuza giden bir şey duyduğunuzda hemen teşekkür edin, hoşunuza gitmeyen bir şey duyduğunuzda bile sadece teşekkür edin ve gücünü görün.

3. Elçiyi cezalandırmak

Sadece bize yardımcı olmaya çalışan masum kişiye saldırma eğilimidir. Hoşumuza gitmeyen bir şeyi bize söyleyen kişiye verdiğimiz tepkilerden bahsediyoruz. Bu tepki, ciddi bir öfke krizi de olabilir, hayal kırıklığımızı ifade eden mimik jestlerle de sınırlı kalabilir. Bunu bize biri söyleyene kadar, gün boyunca elçiyi nasıl cezalandırdığımızın farkına bile varmayız. Gelen mesajın yalnızca kötü haber olması da gerekmez, bize yardımı dokunabilecek uyarıları getiren (önemli bir toplantıya girmek üzereyken çoraplarımızın farklı renkte olduğu konusunda bizi uyaran) elçilere de verdiğimiz tepkilere dikkat etmezsek, bir süre sonra çevremizde bize haber getiren veya yardımcı olmaya çalışan hiç kimse kalmayabilir. Sakinleştikten sonra, “Kusura bakma, tepkim sana değil, olaya idi” demeniz bile bu gidişatı değiştirmez.

4. Topu başkasına atmak

Hatalarımız için başkasını suçlamak. Gerektiğinde hatanın sorumluluğunu almak veya bir günah keçisi bulmak, liderlerimizi değerlendirdiğimiz en önemli kriterlerden biridir. Suçu üstlenemeyen bir liderin peşinden körü körüne savaş alanına gidilmez. Bu yazılarda söz ettiğim pek çok davranış hatasının tam tersine, topu başkasına atma davranışı, yaparken fakında olduğumuz hatalardan biridir. Ancak yöneticilerin unutmaması gereken bir konu, bu davranışı sergilerken, bir şirketin üst düzeylerine yolculuk etmenin bir hayal olarak kalacağıdır. Bu davranışın altında yatan neden çoğunlukla kişinin “mükemmel” görünme ihtiyacı doğrultusunda, kusurlarını yükleyecek günah keçileri bulma eğilimidir. Oysa bu davranış hatasının, sıfır çarpanı gibi bir etkisi vardır ve liderin diğer tüm olumlu özelliklerini arka planda bırakarak topu başkasına attığı örneklerle akılda kalır. Bu şekilde davranan liderler, hatalarının farkındadır ancak farkına varmaları gereken bir şey daha var: Bu davranışları ile diğerlerini değil, yalnızca kendilerini kandırmaktadırlar.

5. “Ben buyum” olayını abartmak

Hepimizin kendimizi “ben” diye tanımladığı, bir dizi olumlu ve olumsuz davranışımız vardır. Beni ben yapanlar bunlar diye adlandırdığımız olumsuz davranışlara (gelen telefonlara geri dönmemek, e-postaları geç yanıtlamak, işleri sürüncemede bırakmak, gibi) saplanıp kalmamız kaderimiz olamaz. İnsan yönetmek artık bir algı yönetme sanatıdır. “Ben buyum” diye kestirip atmak, diğerlerinin ne düşündüğüne önem vermemek devri artık kapandı. Üyesi olduğumuz organizasyonda yükselmek istiyorsak, diğerlerinin desteğine ve onayına ihtiyacımız olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Bunu sağlamak için de öncelikle onların bizi nasıl algıladığını öğreneceğimiz türden bir iletişim kurmamız gerekir.

Evet, burada 20 hatalı davranışı tamamlıyoruz. Değişmek için yapmamız gereken, öncelikle güvendiğimiz kişilerle konuşarak bu hatalı davranışların hangilerini sergilemekte olduğumuzla ilgili farkındalık sahibi olmaktır. Sonrasında, hatalı davranışımızın altında yatan inancı sorgulamalı ve değiştirmek istediğimiz davranışları tek tek ele almalıyız.

Yapmazsak mı ne olur? “İnsanlar kendi başarısızlık sınırlarına kadar ilerleyebilirler” sözünü unutmayalım. En iyi ihtimalle olduğumuz yerde kalırız, en kötü olasılığı da siz düşünün.

Ben başladım bile, bu alışkanlıkları yayınlayarak çalışanlarımı, hatta tüm çevremi, dostlarımı, ailemi, çocuklarımı bile beni uyarmaya davet etmiş oldum.

Darısı başınıza.

Sevgi ve saygılarımla.