İşimiz pek çoğunuzun bildiği gibi dijital eğitim tasarımı, görevimiz de öğrenmeyi kolaylaştırmak. Bu konuda, “elearning” (e öğrenme) ile ilgili de sizlere yeni bir düşünce değişiminden söz etmek istiyorum.

Dijital eğitim tasarımcısı olarak çalışan bizim gibi firmaların oldukça ciddi bir sorumluluğu ve iş yükü var. Kurumlar sürekli ortaya çıkan çeşitli sorunları için arayış içindeler.  Çözümün de bilgi ve öğrenmeden geçtiğini düşünüyorlar. Eğitim şart diyoruz burada. Ama zaman ve maliyet sorunu eklenince sorun e öğrenme ile hızla çözülsün istiyorlar.  Biz de hemen yapalım edelim yaklaşımıyla bütçeye göre bir tasarım ve stil belirleyip projeyi yapıp geçiyoruz. Birçok durumda ikna edilemeyen sevgili müşterilerimiz sayesinde eğitimlerin içerisine inanılmaz miktarda bilgi ekliyoruz. Ayrıca bu dev bilgi yığınını hedef kitlemiz daha kolay ve anlaşılır şekilde tüketebilsin diye bazı eğitici tasarım teknikleri kullanıyoruz; örneğin bölümlüyoruz, bilgiyi ekranlara slaytlara ayırıyoruz, sanal karakterler veya insani öğeler ekliyoruz, kullanıcılar tıklayarak ilerlesin konunun içine girsin diye etkileşimler tasarlıyoruz.

Buraya kadar her şey iyi gibi ve standart akış bu şekilde oturmuş durumda. Kullanılan teknikler de oldukça işe yarar görünüyor. Ancak ne yazık ki çoğu zaman işe yaramıyor. Çünkü öncelikle yanlış sorunu çözmeye çalışıyoruz. Şu varsayımla hareket ediyoruz: “Bilgi bizim kurtuluşumuzdur”. İyi de bu bilgileri insanların kafasına sokmak gerçekten davranışlarını değiştiriyor mu? Bilgi önemsiz demek istemiyorum, ancak amaca yönelik düşünüldüğünde o kadar da önemli olmuyor, neden mi?

Bir e learning içerik tasarım projesi geldiğinde biz hemen şunları soruyoruz; Neden bunu yapıyoruz? Amacınız nedir? Amacın gerçekleşme oranını nasıl ölçeceğiz? E-eğitimin hedefinize etkisi ne kadar olacak? gibi.

Diyelim ki bir amaç var; örneğin ürün satışlarını artırmak istiyoruz. Bu durumda da müşterimize şunu soruyoruz:  Gerçek hayatta çalışanların satışı artırmak için tam olarak ne yapması gerekiyor? Birlikte gerekli davranışları belirleyip ardından şunu soruyoruz: Bu eğitim gerçekten çözüm müdür, çalışanlar bu davranışları neden yapıyor, tasarlanan eğitim kişilerin hedeflenen davranışları yerine getirmesini sağlar mı?

Bütün bu konuşmalardan sonra artık e-eğitimin soruna yardımcı olacağına karar verdiysek, oturup çalışanların istenen davranışları uygulamasına yardımcı olacak faaliyetlerle ilgili beyin fırtınası yapıyoruz.  Söz konusu faaliyetler için kişilerin ihtiyaç duyacağı bilgileri belirliyoruz. Bakın burada fark ettiyseniz üzerinde düşündüğümüz en son şey aslında bilgi. Hatta belki içeriğe bile eklenmesine gerek kalmayacak!

Şimdi konuyu daha iyi anlamanız için kısa bir örnek verelim. Bir dağ oteli işletiyorsunuz. Ciddi bir sorununuz var; yürüyüşçüler ve kampçılar bölgeye geliyor, sürekli kayboluyorlar ve onları bulup çıkarmak için de helikopter çağırmak zorunda kalıyor ve inanılmaz paralar ödüyorsunuz. Sonra da tepeniz atıyor, yeter diyorsunuz, otelinizde kalacak ziyaretçilere zorunlu bir e-eğitim almalarını şart koşuyorsunuz. Yürüyüş parkurlarını, patikaların adını, her bir yerdeki rakımı, kaybolurlarsa ne yapmaları gerektiğini vb. ihtiyaçları olacak her türlü şeyi içerecek bir video animasyon karşımı eğitimi hazırlatıyorsunuz.

Veya işi pazarlama ile birleştiriyorsunuz. Eğitim içerisine hayatta kalma, harita okuma vb. genel olarak yürüyüş ve kamp seven kişilerin ilgisini çekecek konuları ekleyerek ücretsiz bir e-eğitim sunarken hem bilgilendirmeyi, hem de tanıtımınızı yaparak potansiyel ziyaretçileri çekmeyi hedefliyorsunuz. Proje sosyal sorumluluk da içerdiğinden prestijinize de katkıda bulunacak. Fikri verdim gelin bizimle yapın bari :).

Projeyi planladınız, şimdi içerik tasarımında da iki farklı yaklaşım var. Bunlardan birincisi bolca bilgi içeren ardından hafif etkileşim ve mini soruları içeren bir içerik yapısı olacak, üretimi de ekonomik. Diğeri de daha az bilgi sunan ve etkileşimlere odaklanan bir yapı olacak, tasarımı biraz daha zor ve azcık pahalı. İkincisi gerekli bilgiyi etkileşimler içerisinde aktaran, hatta oyun tabanlı ilerleyen ve kişilere gerçek dünyada bilgiyi nasıl kullanabileceklerini gösteren bir stilde olacak.

İşte söz ettiğim değişiklik bu;

[İşimiz bilgiyi tasarlamaktır] Yanlış!

[İşimiz deneyim tasarlamaktır] Doğru!

Ve bu değişimin yalnızca bizde değil siz değerli müşterilerimiz de de olması gerekiyor.

Müşterilerimiz bize;

[Bu önemli bilgileri çalışanlara aktarmamız gerek. Bunları hemen bir e öğrenme haline getirebilir miyiz?]

yerine

[Performansımızla ilgili bir sorunumuz var, bunu nasıl çözebiliriz?]

Şeklinde yaklaşmalılar. Bunun için de mutlaka karşılıklı şu soruları sormalıyız: E-eğitim hangi nedenle yapılmayı hak ediyor? Neyin üstesinden gelinmesini sağlayacak?  Gerçek dünyada insanların bu amaca ulaşması için yapmaları gerekenler neler?

İşte biz bu yaklaşıma kısaca “TEA” diyoruz; Target, Exercise, Action! Yani hedef odaklı, alıştırma ve aksiyon içeren bir e-eğitim tasarımı. Üstelik çayın içerisinde yeni karışımlar da var, artık NLP, hipnotik cümleler, subliminal ses ve müzikleri de portföyümüze dahil ettik, bilinçaltına da öğrenme ile ilgili mesajları hem görsel hem de sesli olarak yerleştiriyoruz.

Gelin bilgilendirici çöp e-eğitimler tasarlamaktan artık vazgeçelim, TEA ile e-eğitimi bir çay keyfine dönüştürelim.

Sevgi ve saygılarımla.