Bu hikaye gerçek bir olaydan esinlenerek yazılmıştır. Öyle sizi etkilemek ve yazıya güç katmak için söylemiyorum, okuyunca anlayacaksınız. Bu arada sevgili müşterimizden de konuyu yazıya dönüştürme konusunda izin aldım. Çünkü e-öğrenme içerik tasarımıyla ilgili bilinçlenme konusunda gerçekten çok önemli bir konu. Sözü fazla uzatmadan hikayemizi anlatalım. 

Her şey bir telefonla başladı. Müşterilerimden birisi online bir eğitim tasarlatmak istiyordu. Nasıl bir şey istediğini sordum.

Her zaman alışık olduğum istek yine karşımdaydı: “Online bir eğitime dönüştürmek istediğim bir sınıf eğitimi programım var; konu Mobing. Şirketimizin çalışan el kitabına konuyla ilgili onlarca özel madde ekledik. Herkesin de bu yeni politikalardan haberdar olması gerekiyor. Sunumda gösterilecek slaytları da hazırlatmıştık, o nedenle geriye yalnızca bunların online formata dönüştürülmeleri kalıyor. Her şey tümüyle slaytlar üzerindeki metinlerde yer alıyor.”

Ben: Peki, tabii ki yapabiliriz.

Müşterim: Ama bana çok acil gerekiyor, haftaya tamamlanır mı?

Ben: Elimizden geleni yaparız, ancak size bazı sorularım olacak. Telefonda zamanınız var mı yoksa yüz yüze ofisinizde kısa bir toplantı da yapabiliriz?

Müşterim: Buyurun, dinliyorum.

Ben: Sizce slaytları dijital hale getirmek çalışanlarınızı gerçekten hedefe ulaştıracak mı? Sınıf eğitimi programınız nasıl gitti, bunun sonuçlarıyla ilgili bilgi alabilir miyim?

Müşterim: Eğitim veren yalnızca iki eğitmenimiz var ve herkesi birden eğitemiyoruz. Ayrıca, insanların merkezimize gelmesi için ulaşıma da para harcıyoruz. Eğitimi online yapabilirsek ulaşım masraflarını azaltabiliriz, eğitmenlerimiz de tek bir eğitim için bu kadar zaman harcamak zorunda kalmazlar.

Ben: Harika, hedefi ve sorunu anladım. Eğitimi online zemine taşımak gerekli görünüyor. Biraz da içerikten söz eder misiniz? Daha çok konu aktarımı tarzında mı, yoksa bir takım faaliyetler, rol oynama gibi unsurlar içeriyor mu?

Müşterim: Büyük ölçüde konu anlatımı var. Onur kırıcı davranışların zaten önüne geçmek istediğimiz için bu konuda rol oynama yöntemini düşünmüyoruz. Sınıf eğitimlerinde tercih etmedik, bir oda dolusu çalışanın önünde mobing yapıyor gibi rol yapmak son derece rahatsızlık verici bir şey.

Ben: Anlıyorum. Bu eğitimin etkinliğini nasıl ölçüyorsunuz peki?

Müşterim: Yalnızca eğitim sonu memnuniyet anketi ile.

Ben: Peki, bu değerlendirmeler sonucunda ne çıkıyor?

Müşterim: Sonuçlar fena değil, ama çok iyi de değil. Bu dersin az çok sıkıcı olduğuna dair geri bildirimler almıştık, ancak bu bir uyum eğitimi, sizce ne yapabiliriz?

Ben: Yapabileceğimiz pek çok şey var. Eğitim tasarımı için öykü/senaryo bazlı bir yaklaşımı hiç düşünmüş müydünüz?”

Müşterim: Nasıl, biraz daha açar mısınız?

Ben: Politikalarınızı anlatmak için yalnızca madde imleri ve sesli slaytlar kullanmak yerine mobing’e uğramış bir çalışan hakkında bir senaryo tasarlamış olsak nasıl olurdu? Katılımcıları bu kişiye nasıl davranacakları konusunda karar vermeyi gerektirecek durumlarla karşı karşıya getirebiliriz. Politikanıza ilişkin bilgilerin tümünü onlara bir kerede aktarmak yerine (ki yalnızca aktaracağız, acaba kabul edecekler mi, içselleştirecekler mi bilemiyoruz), senaryonun akışında onlara bilgiyi sorgulatmış olacağız. Hatta ihtiyaçları olan bilgiyi yine senaryo içerisinde arayıp bulmalarını sağlayacağız. Bu yöntem, bilginin zorla dayatılması yerine katılımcıların bilgiyi araştırmalarını sağlayacak ve onları harekete geçirecek.

Müşterim: Kulağa ilginç geliyor. Bu yöntem pahalı olmaz mı, işin süresi uzamaz mı? Ne dereceye kadar işe yarar?

Ben: İç sesim: (Eyvah, ikna edemezsem yine zayıf eğitim üreteceğiz!) Evet bir bakacağız. Önce birkaç soru sormama daha izin verin. Bu konuda pratikte yaşadığınız sorunları da öğrenebilir miyim?

Müşterim: Yöneticilere karşın mobing’e dair bir kaç suçlamayla karşılaşmıştık. Bunlardan bazıları işe almayla bazıları da çalışma şartlarını elverişli hale getirmekle ilgiliydi.

Ben: Ekibinde mobing’e uğrayan çalışanı olan bir yöneticinin olduğu bir senaryomuz olsa nasıl olurdu? Hikâyenin içerisinde belli yerler tasarlar, buna göre katılımcılardan yöneticiye nasıl bir yol izleyeceğini kararlaştırması için yardımcı olmalarını isteriz. Onlara, geçmişte yaşadığınız olaylara ya da politikalar hakkındaki yaygın yanlış anlamalara dayanarak bir kaç seçenek sunarız. Örneğin: Yönetici belinden rahatsız bir çalışana yardımcı olmak ve durumunu kolaylaştırmak için onun çalışma saatlerini azaltır, oysa gerçekte bütün gün ayakta durmak zorunda kalmaktansa yalnızca üzerinde oturabileceği bir sandalye sayesinde bu çalışanın sorunu çözülebilecektir.

Müşterim: Bu söylediğiniz kulağa şu an eğitimde yaptığımız şeyden çok daha cazip geliyor. Peki ya yanlış seçim yaparlarsa ne olur?

Ben: İdeal durumda, insanlara bir şeyi sıradan bir şekilde anlatmak yerine onlara davranışlarının sonuçlarını göstermeyi tercih ederiz. Sizce hangisi daha akılda kalıcı: “Üzgünüm, bu davranışınız hatalı. Personel el kitabının 5.3 sayılı hükmünü ihlal ettiniz.” mi yoksa: “İnsan Kaynakları departmanınızdan Aslı Hanım odanızın kapısını çalıyor. Sizinle İpek Hanımın hamileliği süresince çalışma şartlarını yeniden düzenlemeyi neden kabul etmediğinizi konuşmak istiyor.” diyerek senaryoya başlamak mı etkili olurdu?

Müşterim: Kesinlikle ikincisi 🙂 (Gülüyor). Gözümün önüne getirmeye çalıştığımda bile kendimi okulda müdürün odasına çağrılmış gibi hissediyorum.

Ben: İşte bu duygusal tepki, yaklaşımımızı başarılı kılan şeylerin önemli parçası. İnsanları hikâyenin içine çekiyor, böylece eğitime daha çok katılımcı oluyorlar, üstelik sonrasında bu durum belleklerine de kazınıyor. Bunun gibi birkaç tekniğimiz daha var, onları da paylaşacağım.

Müşterim: Tamamdır. Anlamaya başlıyorum. Ama süre ve bütçe ne olacak peki?

Ben: Tamam oraya da geliyorum, çok az kaldı :). Şimdi değerlendirme konusuna geri dönelim. Daha önce çalışanlarınızın şirket politikasından haberdar olmalarının gerekli olduğunu iletmiştiniz. Gerçekten amacınız bu mu, yoksa şikâyetlerin ve olayların sayısını mı azaltmak istiyorsunuz?

Müşterim: Aslında, açıkçası şikâyetleri azaltmak istiyoruz. Evet, tüm amacımız bu.

Ben: Geçmişte kaç şikâyet aldığınıza dair istatistiki bilgilere sahip misiniz? Çalışmamızı ilerletmek açısından somut bir çalışma saatleri kaydının olması çok iyi olurdu.

Müşterim: Rakamlar bende yok ancak, bunları İK ’dan temin ederim.

Ben: Harika olur. Eğer bu rakamları elde edebilirseniz, bu şikâyetlerin sayısını azaltmak için bir hedef belirleyebilir ve eğitimin nasıl bir fark yaratacağını da gösterebiliriz.

Müşterim: Olur, bu da çok güzel, peki, sonraki adımımız nedir?

Sonuç olarak müşterimiz bütçeye çok fazla odaklanmadan birlikte güzel bir eğitim tasarlamamıza ikna oldu. Biz zayıf bir iş üretmemiş olduk, müşterimiz de gerçek amacına ulaşmış oldu.

Sevgi ve saygılarımla.