Yaklaşık 15 yıl kadar önce mikrodalgaların evlerimizde yeni yayılmaya başladığı yıllarda elime bir kitap geçmişti. Japon bilim adamı Masaru Emoto‘nun suyla yaptığı deneyleri ve su moleküllerinin fotoğraflarını gösteriyordu. Suyun müzik vb. unsurlardan nasıl olumsuz bir şekilde etkilendiğini fotoğraflardan o zaman öğrenmiş ve şaşırmıştım. Hele mikro dalgada ısıtılan suyun molekül resimlerini bir görseydiniz. Ertesi gün de evin içinden gelen her türlü itiraza rağmen zorbalık yapıp mikro dalga fırını kapının önüne koymuştum :).

Bir kaç yıl sonra da hızlı sunum ismini verdiğim bir konsept ile sunumlar hazırlamaya başladım ki bunlardan birisi de susuzluk üzerineydi. Öyle beğenildi ki, viral olarak milyonlarca kişiye ulaştı, herkes birbirine gönderdi, hatta pek çok çevre konferansında da gösterildi. Merak edenler için tekrar linkini iletiyorum.

Su neden bu kadar önemli? Çünkü hayata su ile başlarız, ilk içeceğimiz olan anne sütünün ¾ ü sudur. Dünyamızın da dörtte üçe yakını sudur, vücudumuzda olduğu gibi. Su yaşamımızın olmazsa olmazı. Dünyamızın su kaynakları olan okyanuslar, denizler, göller ve yeraltı suları arasında su sürekli bir hareket halindedir. Biçim değiştirir, insanlar, bitkiler ve hayvanlar tarafından kullanılır ve kesinlikle yok olmaz, buna su döngüsü deniyor. Ama şimdi su döngüsünü küresel iklim değişikliği nedeniyle artık bozuyoruz.

Uzun sözün kısası, neden bu konuya tekrar geldim derseniz; geçen pazar Hürriyet’te yeni bir yazı okudum, “Yok sayma terörü” başlıklı yazıyı internette bulamadım, bu yüzden linkini paylaşamıyorum. Masaru Emoto’nun deneylerinin bu şekilde yorumlanabileceğini gözden kaçırmışım ve belleğim tazelenmiş oldu. Suyun belleği olduğunu gösteren bir deney. Masuru Emoto, üç ayrı kavanoza eşit miktarda pirinç koyup üzerine su ekliyor ve 30 gün boyunca birine “teşekkür ederim” derken, diğerine “aptal” diye hitap ediyor. Son kavanozu da yok sayıyor. Sürenin sonunda teşekkür edilen pirinç fermante olurken, hala taze ve beyaz kalıyor. Aptal diye hakaret edilen pirinçte bozulma ve kararmalar oluyor. En büyük zararı yok sayılan pirinç görüyor. İnanılmaz değil mi? Merak edenler için deneyin videosu var.

Düşünce ve sözler suya bunları yapabiliyorsa artık kendi düşüncelerimizin bize ve çevremize neler yapabildiğini bir düşünün. Olumsuz düşüncelerin bize verdiği zararlarla ilgili daha önce bir yazı yazmıştım, mutlaka okuyun.

Sonuç olarak, bir kişiyi yokmuş gibi saymak, ona en büyük zararı veriyor. Şirketlerde, evliliklerde yaşanan en büyük psikolojik baskı aracıdır yok saymak. Ders vermek gibi amaçlarla yapılsa da küsmek, tavır almak, işte bu sayede anlasın düşüncesiyle takınılan bu tutumun çevrenize nasıl zarar verebildiğine inanabiliyor musunuz? 30 gün sürerse o kişinin bütün hücreleri kararır bence :). Siz siz olun sakın bunu yapmayın, kızın, bağırın, tartışın, ya da kısa bir süreliğine seyahate çıkın, o kişiden uzaklaşın.

Ayrıca yaşadığınız çevrede karşınıza çıkan kişileri de yok saymayın. Karşılaştığınız tanımadığınız insanlara selam verin, günaydın deyin, göz göze geldiğiniz kişilere tebessüm gösterin. Toplumsal sevginin yaygınlaşmasıyla ilgili Roseta’nın öyküsünü daha önce paylaşmıştım, lütfen tekrar okuyun.

Sevgi ve sağlıcakla kalın, en önemlisi de suyla sağlıklı kalın, susuz insanlardan da uzak durun.