kadinlara-sevgi-1825Evet, bugün ben de bir kadınım. Çünkü beni bir kadın doğurdu ve yetiştirdi, ilk kadınım canım annemdi. Dolayısıyla benim de içimde bir kadın var. Şu anda kimliğim bir erkek olabilir, ama bence bir kadın gibi düşünebilirim. Eğer gerçekten bir kadın olsaydım, işte bunları düşünürdüm, buyurun okuyun; dünya kadınlar gününüz kutlu ve de huzurlu olsun.

Ben bir kadınım, evrendeki pek çok şey gibi gizemliyim, en önemlisi de karşılıksız sevme gücüne sahibim. Sevmek ve sevilmek için varım, doğuştan edilgenim çünkü bir anneyim, hem erkeği hem de kadını doğurur, hayat veririm. Kendimi yeri doldurulamaz bu muhteşem duyguyla tamamlarım.

9 ay ve sonrasında 2 yıl hassas ve korunmasız olurum. Bu zayıf noktam nedeniyle çok fazla istismar edildim, doğal akışım bozuldu, bazen köle ve ikinci sınıf vatandaş oldum,  cinsel olarak nesneleştirildim, hor görüldüm, geçmiş çağlarda bilgeliği ararken cadı ilan edildim, diri diri yakıldım. Oysa ben özümde böyle değildim, potansiyelimi arıyor ve onu geliştirmeye çalışıyordum. Çünkü içimdeki sevgi; maddi ve fiziksel değil manevi ve duygusal. Bu yüzden tek bir sevgiyle doyarım, tek eşli olmayı yeğlerim. Aşık olurum, çünkü görünüşe bakmam, kalbime bakarım, onu dinlerim.

Erkeğimin keşfedebileceğim bir macera olmasını isterim, bedenim ve cinselliğim bir bütündür, bu nedenle ruhum ve bedenim bir bütün olarak uyarılmak ister, eşimin bunu bilmesini ve benimle tam olarak bütünleşmesini isterim. Yalnızca gerilimden kurtulmak amacıyla bir cinsellik yaşamak ve zevk içim bu uğurda kullanılmak istemem. Cinsel nesne olarak makine gibi kullanıldığımı anladığımda içim ağlar, çünkü cinsellik benim için kutsaldır.

Günümüz yaşamında özellikle evlilikte sakin, sessiz ve sabırlıyım. Bu incelikle eşimin hayatını  tamamen doyurabilirim, onu rahat ve sıcak bir atmosferde sarmalarım. Ama erkeğim kendini bırakmaktan korkar, çünkü bağımlı olmaktan korkar. Kendi yarattığı erkek toplumunda üstünlüğü bana kaptırmaktan çekinir, bana özgürlük vermekten korkar. Bu yüzden beni ezer, sindirir, kapatır, örter, yasaklar getirir, acı çektirir, şiddet uygular. Oysa sevgi; kölelik değil özgürlüktür.

Bence kadın ve erkek eşsiz varlıklardır, buluşmaları da bir mucizedir! Bu yüzden önce ben, bir kadın olarak, kıskançlıklarımı, kızgınlığımı  ve hırslarımı bıraktım, bunlardan özgürleştim. Alttan aldım, ama o kadar da kolay yönetilir oldum. Ama artık bu duruma nazikçe isyan ediyorum. Çünkü ben özgür olmazsam, geleceğin kadın ve erkeklerini nasıl özgür yetiştireceğim? Doğamda yalnızca sevgi var; bu yüzden sorunlara saldırganlıkla değil, yapıcı yaklaşırım. Erkeğimden farklıyım, ama yapımızda olan bu minik ve lezzetli zıtlıklar nedeniyle birbirimize çekildiğimize inanırım. Bu nedenle ara sıra da olsa çatışmalarımız doğaldır, anlayış, sevgi ve şefkatle tüm sorunlar çözülebilir.

Artık erkeğin sertliği yüzünden yeterince acı çekmedik mi? Kadın ve erkek olmak yerine insan olabiliriz, bu çok daha güzel bir yaklaşım olmaz mı?

Peki ya evlilik, günümüzde büyük bir hayal kırıklığı haline geldi! Çünkü yanlış tanımlandı. İnsan, toplumları, kültürleri, medeniyetleri ve kuralları yarattı, evlilik de bu kurallardan biri oldu. Ve tüm insanlık doğallığını yitirdi, evlilik beni de bir nesne haline indirgedi, beni bir sözleşmeyle bağladı, sahiplenildim ve ruhumu kaybettim.

Oysa ne ben ne de erkek, nesne değiliz, birbirimize sahip olamayız, ancak kendi özgün doğalarımıza göre yaşarsak ve özgür olursak sağlıklı birliktelik kurabiliriz. Birisiyle uyumlu yaşamak büyük bir sanattır, iki insan demek iki farklı dünya demektir. Bu yüzden evliliğin gerçek doğasını kavramalı, evlenmek için acele etmemeliyim. Bozulan doğama rağmen öncelikle sevmeyi öğrenmeliyim. Sevginin ilk dersini kavrayacağım; sevgiyi istemek ve beklemek yerine önce vereceğim. Sevince kalbim çiçek açmaya başlar, ne kadar çok seversem doğru insanı bulmaya o kadar yaklaşırım. Sahiplenme, kıskançlık ve hükmetmek sevgi değildir. Sevgi benim, nedensiz, karşılık beklemeden, korkusuzca sevmeliyim, ama önce kendimi sevmeliyim. Kendimi sevmiyorsam başkalarını nasıl sevebilirim?

Paylaşmak, ilişki kurmak için önce sevgi dolu olmalıyım. Saygı duyarak ilişkimi derinleştiririm, sahip olarak değil. Sevgi olduğunda ve kendimi tamamen teslim ettiğimde içsel tatmini yaşarım.

İlişkimde bir şeyler ters gittiğinde hemen karşı tarafı suçladığım elbette olur. Oysa sorumluluk hep bendedir, yuvayı dişi kuş yapar, ama bu ne ağır bir sorumluluktur. Olsun, yine de değişebilirim, ben ve sen yerine Biz’i koyabilirim. Çünkü ben bir kadınım ve anneyim. Koşulsuz ve karşılıksız sevebilirim.

Çocuğum ile aramdaki ilişki çok önemlidir çünkü bu dünyada onun kurduğu ilk ilişki benimledir. O benim aracılığım ile dünyaya gelir ama benim değildir. Sevmeliyim ama asla ona sahip olmamalıyım, o bana emanettir. O bağımsız bir varlıktır, ona yetişkin biri gibi davranmalıyım, onu koşullandırmamalıyım, ona enerji vermeli, onu korumalı ve seçtiği yolda yardım etmeliyim, gerektiğinde yanlış yapma özgürlüğünü de vermeliyim, yaratıcılığına yol açmalıyım. Çünkü ben de yaratıcı bir ruhum. Bu yüzden şimdiye kadar kendimi göstermek için çok çabaladım, erkeklerle yarıştım, fiziksel güç dışında onlardan üstün bir varlığım, bundan eminim, çünkü yaratabiliyorum. Yıllarca tek yaratıcı eylemimin çocuk doğurmak olduğu söylendi, erkeklerin beni köle olarak tutabilme yöntemiydi çocuk.

Ancak ben müzik, resim, şiir, bilim, edebiyat yaratmanın da coşkusunu yaşamalıyım, bunlara da zaman ayırmalıyım, bunun için yüklerimden özgürleşmeliyim. Yıllarca yeteneklerimi erkeğin onurunu korumak için gizledim, sıradanlığım erkeklerce övüldü, farklılığım kınandı, ilgi gören yalnızca bedenim oldu. Onların istediği şekilde yaşamak zorunda bırakıldım, kısıtlandım. Oysa ben enerjim serbest kaldığında daha yaratıcı olurum, ne istersem onu yapabilme yeteneğine sahibim. Mutlu ve barışık olmak için kendime güvenirim. Öncelikle bedenime saygı duymalıyım, ona dikkat etmeliyim, zamanın onu yıpratmasına izin vermemeliyim. Bununla birlikte kendimi olduğum gibi de kabul etmeli, bedenimden keyif almalıyım, işte o zaman insanları kendime mıknatıs gibi çekebilirim. Rutinlere saplanıp kalmamalıyım, yeni yollar yeni tarzlar keşfetmeliyim, alışkanlıklarımdan kurtulmalıyım.

Duyularım tamamıyla açık olmalı, yaşamım macera dolu olmalı, kendimi doğanın akışına bırakmalı, onunla bir olmalıyım. Ancak bu şekilde doğanın ritmine ayak uydurabilirim. O zaman bir senfoni olurum, mantığa dayalı değil, kalpten bir dünya kurarım.

Erkeklerin yönettiği bu dünyada bu güne kadar isteklerim hep ikinci planda kaldı, ama hep daha cesur oldum, sevgi uğruna her şeyi göze aldım. Çünkü sevgiyi kurban edemem, o benim için her şeyin üstündedir, gözyaşlarım benim ilacımdır. Kalbin yolu güzeldir ama biliyorum kalbim ne kadar büyürse canım o kadar yanar, acıyla öğrenirim.

Sevginin diğer tarafı da nefrettir biliyorum, ama nefret ve kıskançlığa kapılırsam sevginin tüm güzelliğini öldürebilirim. Kendimi de etrafımdakileri de zehirleyebilirim. Bu duygulardan özgürleşmeliyim, çünkü özgürlük yürek ve cesaret ister. Hayatın getirdiği fırsatları ve meydan okumaları an be an yaşamalıyım. Bedeli ne olursa olsun ‘gerçek ben’ i ortaya çıkarmalıyım. Böylelikle daha enerjik, daha canlı, daha kendim olurum.

Özetle ben bir kadınım, istediğim her şey olabilirim.

Bu yazıyı;
Öncelikle beni ben yapan, içimde kadını anlamamı ve yetişkin bir erkek olmamı sağlayan biriciğime, hayattaki ilk kadınım olan anneme, gerçek bir kadın gibi yetiştirmeye çalıştığım kızlarıma, geçmişte bana çok şey katan, ama mutlu etmeye çabalarken başarısız olduğum tüm kadınlara,
armağan ediyorum.

En derin sevgilerimle, dünya kadınlar gününüz kutlu olsun.

Son zamanlarda okuduğum en iyi yazı: Kadına en büyük zararı evlilik kurumu verdi. Mutlaka okuyun.