Çevremde ilginç bir mücadele var. Bazı anne ve babalar (ben de dahil) “ama tüm arkadaşlarımın cep telefonu var” diyen çocuklarıyla ciddi bir çatışma içerisinde. Bu zamana kadar sağlam dayanmış olan ben de hızla büyümekte olan sevgili kızım tarafından sıkı bir ikna bombardımanıyla karşı karşıyayım.

Çocuğumuza cep telefonu vermeli miyiz, ne zaman vermeliyiz?

Birinci yol; kızıma telefon vermiyorum, onun cep telefonu olan şımarık ve aptal çocuklara karşı örnek olmasını istiyorum (!). Bu duruşumu korumak için de konuş Allah konuş :).

İkinci yol; Saçmalıyorsun İlkay, ona cep telefonu ver, sana nasıl olsa operatörden sürekli yenisi gelip duruyor, hatta ona en iyisini ver, fazla kasma, nasıl olsa bir gün sahip olacak. Ayrıca en önemlisi de kendini arkadaşlarının yanında zavallı hissedecek, bunu mu istiyorsun. Bu da sana nefret, öfke ve tartışma olarak geri dönecek. Hele senin gibi bir teknoloji adamına bu yakışıyor mu?

Sizce ne yapmalıyım?

Şöyle yaptım; sağlığı bir yana bıraktım, çünkü sağlık açısından riskleri hepimiz biliyoruz. Ben farklı açıdan bakarak araştırmalar yaptım.

Sonuç; cep telefonu kullanmak çocukları aptal ediyor (Hatta bence bizi de).

Hepimiz biliyoruz, cep telefonları tehlikeli, özellikle de çocuklar ve gençler için. Elinde telefon bütün gün mesajlaşmak saçma sapan bir durum. Çünkü konuşma ve iletişim becerilerini geliştiremiyorlar, karşısındakinin yüzüne bakmıyorlar ve empati duygusu geliştiremiyorlar, bu sayede de vicdansız bir topluma doğru ilerliyoruz. Sizce çok sert bir iddia mı? Ayrıca onlar bu konuda kendilerine sınır koyamıyorlar, biz de sınır koymayı unutuyoruz ve algılarını bozuyoruz. Görgüsüzlük tarafıyla ilgili yorumları da size bırakıyorum.

Hep söylerim, o muhteşem varlıklar aynı zamanda acımasızdırlar. Bir arkadaşının yüzüne karşı kolayca “ezik” diyebilirler. Bu kelimenin yaygınlığını çocuğu olanlar bilir. Gerçi karşıdaki çocuğun yüzü üzüntülü bir hal aldığında, ona böyle hissettirmek iyi bir şey değil galiba sonucuna da bazen varıyorlar ama buna rağmen acımasızlığa devam ediyorlar. Sonra da WhatsApp’dan bir arkadaşına “ezik” diye mesaj attıklarında, “bu çok eğlenceli, işte bunu sevdim” duygusuna kapılıyorlar. Saygısız olmayı kişiliklerine yerleştiriyorlar. Çünkü saygısız olmak eğlenceli bir hal alıyor.

Aslında ihtiyacımız olan en önemli şey; hiçbir şey yapmazken yalnızca kendiniz olma yeteneğini geliştirmektir. İşte cep telefonları bu yeteneği artık elimizden aldı.

Yalnızca oturma yeteneği, artık tuvaletlerde bile oturmuyoruz :).

Oturmak, kendinle olmak değil midir sizce? Elinizdeki telefonu sürekli kontrol etmek, kendinden kaçmak değil midir? Evet, kesin olan içimizde bir boşluk olduğu. Ama sürekli ihtiyaçları doyurmak içimizdeki boşluğu doldurmaz ki.

O boşluk ne biliyor musunuz? Yalnızlık.

Ama yalnız değilsiniz, bakın telefonunuz hemen yanınızda. Etraf sakinleştiğinde veya bir şey izlemiyorken hemen telefona sarılıyorsunuz. Hatta aracınızı sürerken, bir anda trafik duruyor, kırmızı ışıkta duruyorsunuz, hemen başlıyorsunuz; yalnızım. Üzüntü ve mutsuzluk. Evet hayat sizin için son derece üzücü, bir anda bu hisse kapılıyorsunuz.

İşte bu nedenle insanlar araba kullanırken bile mesajlaşıyor. Çevremize baktığımızda, yüzlerce insanın araba sürerken mesajlaştığını görüyoruz. Artık başkalarının yaşamını da tehlikeye atabiliyoruz. Neden peki? Çünkü bir dakika bile yalnız kalmak istemiyoruz, bunu başarmak artık çok zor. Üzülmeye başladım, canım sıkılıyor, telefonu elime alayım da WhatsApp’tan mesaj atayım, iki dalga geçeyim, birileri de yanıt yazar eğleniriz gideriz işte.

Oysa bunun yerine şunu yapmalısınız; tam telefonunuza uzanacakken kendinize “Yapma, sadece üzül ve sıkıl. Bunun seni kaplamasına ve darmadağın etmesine izin ver!” demelisiniz. Hatta ağlamalısınız, üzüntünün şiirsel bir yanı vardır. Üzüntülü anlar aynı mutlu anlar gibi yaşanmalıdır. Hayat hep eğlence değildir. Çünkü kendinize üzülmek için izin verdiğinizde, mutluluk da üzüntüyle savaşmak için aynı antikorlar gibi vücudunuza akın eder.

Kendinizi üzgün hissetmenize izin verdiğinizde, tam anlamıyla gerçek mutlulukla dolarsınız.

Ne ilginç bir karşıtlık değil mi? İşte buna bayılıyorum.

Siz de farkındasınız, üzüntüden veya can sıkıntısından kaçmak için telefonlara sarılıyorsunuz. Bu durum resmen bağımlılık. Bu nedenle de asla tamamen mutlu veya tamamen üzüntülü hissedemiyorsunuz. Cep telefonunuzda oyun oynayarak veya mesajlaşarak tatmin olmuşsunuz gibi bir hisse kapılıyorsunuz.

İşte bu yüzden, senden özür diliyorum sevgili kızım, umarım beni anlarsın, tam anlamıyla tüm duygularını yaşayabilen iyi bir yetişkin olana kadar, ara denemelerimde bağımlı olmayacağını görüp inanana kadar, sana asla cep telefonu vermeyeceğim.

En derin sevgilerimle,

Seni çok seven baban.

(Bu arada sakın umutlanma, bunlar senin için de geçerli oğulcuğum :)).