İdeal olanı beklerken, gerçek etkiyi kaçırıyor olabilir miyiz?
Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir panelde, eğitim ve gelişim (L&D) profesyonellerinin en büyük çıkmazlarından biri tekrar gündeme geldi: “Biz stratejik metrik zincirleri kurmaya çalışıyoruz ama yöneticiler kapımızı sürekli ‘bize acil şu eğitimi verin’ diye çalıyor. Ne yapmalıyız?”
Bir metodolojiye, bir çerçeveye veya belirli bir düşünce yapısına sıkı sıkıya tutunma eğilimindeyiz. Çünkü bu bize netlik ve güven veriyor. Ancak dünya her zaman bizim “ideal” kurgularımıza itaat etmiyor. Kitabi bilgiye göre; önce kurumun en üst stratejisine bakmalı, performans göstergelerini belirlemeli ve oradan geriye doğru bir öğrenme müdahalesi tasarlamalısınız. Bu tutarlı, savunulabilir ve mükemmel bir yaklaşımdır. Ama gerçek hayatta işler böyle yürümez. Çoğu zaman masanıza bitmiş bir talep, “dün lazım” denilen bir aciliyet ve kısıtlı bir bütçe gelir.
Bu noktada bir “disiplin tuzağı”na düşüyoruz: Ya şartlar mükemmel olana kadar direnip hiçbir şey yapmıyoruz ya da metodolojimizi bir “el kelepçesi” gibi kullanıp esnekliğimizi kaybediyoruz. Oysa en etkili sonuçlar, farklı disiplinleri ve araçları o anki kısıtlı şartlara uyarlayabilen “meraklı ödünç alıcılardan” çıkar.
Türkiye’den Bir Bakış: Hızlı Tüketim (FMCG) Sektörü
Türkiye gibi pazarın çok hızlı değiştiği bir ülkede, dev bir gıda üreticisini düşünün. Rakip bir ürün çıkardığında saha ekibinin acilen bilgilendirilmesi gerekir. “Durun, biz önce üç aylık bir yetkinlik analizi yapalım” derseniz treni kaçırırsınız. InfinityLMS gibi çevik sistemlerin gücü burada devreye girer. Elinizdeki acil talepten yola çıkıp (bottom-up), müdahaleyi yapar ve bu süreçte topladığınız verilerle bir sonraki sefer için yönetime daha stratejik bir model (top-down) önerebilirsiniz. Mükemmel olmayan bir başlangıç, hiç başlamamaktan her zaman iyidir.
Bir Uygulama Anekdotu
Bir danışmanlık projesinde, yönetim tüm satış ekibine “ikna teknikleri” eğitimi verilmesini dayatmıştı. Aslında sorun ikna değil, ürün bilgisindeki eksiklikti. LearnOps metodolojimize sadık kalıp bu eğitimi reddetmek yerine, eğitimi kabul ettik ama içine ürün bilgilerini pekiştiren dijital ölçme-değerlendirme modülleri gizledik. Sonuçta satışlar arttı ve biz yönetime “Bakın, teknik bilgi arttığında ikna da kendiliğinden geliyor” diyerek veriye dayalı bir stratejik kapı açtık. Teorinin şıklığına değil, pratiğin ilerleyişine odaklandık.
Sonuç
Metodolojiler bizi ileriye taşımalı, geride tutmamalıdır. Bir liderin gerçek ustalığı, kısıtlar altında en iyi versiyonu üretebilme becerisidir. Disiplinli olmak, kurallara körü körüne uymak değil; kuralların amacını anlayıp onları gerçek hayata tercüme edebilmektir.
“Mükemmel, iyinin düşmanıdır.”
“Teori ile pratik arasındaki fark, pratikte teoriden daha büyüktür.”
Umarım yararlı olmuştur, sevgi ve saygılarımla.
