Yetenekli insanların iş yapmasını engelleyen, kimsenin tasarlamadığı ama herkesin çarptığı o hayali çizgileri konuşalım.
Bu hafta bir müşterimiz için hazırladığımız dijital gelişim projesini teslim ederken absürt bir engelle karşılaştık. Tamamen bitmiş, ödemesi yapılmış ve yayına hazır olan çalışma, iki farklı sistemin birbiriyle konuşamaması nedeniyle canlıya alınamadı. Ne benim ne de iş birimi liderinin kontrolünde olan, tamamen teknik bir mimari kararın yarattığı bu “görünmez çizgi”, verilen tüm emeği bir anda askıya aldı.
Bu olay bana şunu düşündürttü: Kurumlarda aslında ne kadar çok görünmez duvar var? Bazıları teknolojik; tıpkı benim yaşadığım gibi, işin mutfağından çok uzakta alınan bir kararın işin hedefe ulaşmasını engellemesi gibi. Bazıları ise sistemsel; departmanlar arası iletişim kopukluklarına, güncelliğini yitirmiş politikalara veya onay süreçlerinde haftalarca bekleyen dosyalara gizlenmiş durumda.
En acısı da şu: Bu engellerin çoğunu kimse bilerek tasarlamadı. Bunlar ya izole alınmış kararların yan ürünleri ya da üzerine hiç düşünülmeden alışkanlığa dönüşmüş kurallar. Çalışanlarınızı dünyanın en yetkin insanları haline getirebilirsiniz; ancak kurum içi iklim bu yetkinliğin uygulanmasına izin vermiyorsa, o potansiyelin yarısı her zaman masada kalır. Oysa operasyonel sistemlerden veri çekerek mükemmel bir learnops kurgusu hazırlamıştık. Öğrenmenin iş sonuçlarına etkisini ölçecektik.
Bugün öğrenme ve gelişim profesyonelleri için asıl mesele, sadece bireyi eğitmek değil, bireyin performans sergilediği çevreyi de analiz etmektir. Performans danışmanlığı tam da burada devreye giriyor. Eğer çalışanların önüne sürekli “hayali duvarlar” örülüyorsa, bizim görevimiz bu duvarları bulmak, üzerlerine köprüler kurmak veya geçiş kapıları açmaktır. En başarılı kurumlar, sadece en yetenekli insanlara sahip olanlar değil; yetenekli insanların, orada olmaması gereken duvarlara çarpmadan işlerini yapabildiği kurumlardır.
Türkiye’den Bir Örnek
Türkiye’nin önde gelen bir lojistik firması, saha operasyonlarındaki hızı artırmak için devasa bir bütçeyle “çeviklik eğitimi” başlattı. Ancak eğitimler bittiğinde verimlilik artmadı. Yapılan derinlemesine incelemede, bir saha çalışanının en basit operasyonel karar için bile merkezdeki üç farklı departmandan onay alması gerektiği ortaya çıktı. Sorun yetkinlik değil, 2015 yılından kalma ve revize edilmemiş hantal bir onay prosedürüydü. Teknoloji odaklı bir öğrenme altyapısıyla bu onay mekanizmalarını şeffaf ve hızlı bir ölçme-değerlendirme sürecine bağladıklarında, performans kendiliğinden yükseldi.
Kısa Bir Anekdot
Geçen ay Ankara’da bir üretim tesisini ziyaret ederken, bir mühendisin işini yapabilmek için her gün üç farklı sisteme aynı veriyi girdiğini gördüm. “Neden?” diye sorduğumda, “Sistemler birbirini görmüyor, biz de yıllardır böyle alıştık,” dedi. Kimse bu anlamsız iş yükünü sorgulamıyordu. Oysa doğru bir altyapı entegrasyonu, o mühendisin haftada en az beş saatini geri kazanmasını sağlayabilirdi. InfinityLMS gibi entegre çözümlerin asıl gücü, işte bu tür verimlilik emici “görünmez çizgileri” ortadan kaldırmasından gelir.
Sonuç
Liderlik, sadece ekibe yol göstermek değil, yolun üzerindeki gereksiz taşları temizlemektir. Şirket içindeki süreçlerin birer performans engelleyicisine dönüşüp dönüşmediğini anlamak için düzenli sistem denetimleri yapmalı ve sahadan gelen geri bildirimleri, bürokrasiye kurban etmeden hızla aksiyona dökmelisiniz.
“Verimlilik, asla bir kaza değildir; her zaman mükemmelliğe olan bağlılığın, akıllıca planlamanın ve odaklanmış çabanın sonucudur.”
“Kötü bir sistem, iyi bir insanı her seferinde yener.”
Umarım yararlı olmuştur, sevgi ve saygılarımla.
