E-Öğrenme

17 Saat Uyanık Kalan Çalışan, Direksiyona Geçemeyecek Durumdadır

Bir insan 17 saat uyanık kaldığında bazı testlerdeki performansı, kanında 0,5 promil alkol olan biriyle aynı çıkıyor. O kişiyi arabaya bindirmezsiniz. Peki aynı kişiyi gece vardiyasının sonunda forklifte bindiriyor muyuz? Bir de o gün ona eğitim atamışsak ne oluyor?

İÖ İlkay Öztürk
· · 3 dk okuma
17 Saat Uyanık Kalan Çalışan, Direksiyona Geçemeyecek Durumdadır

Şöyle bir rakam var: bir insan 17 ila 19 saat uyanık kaldığında, bazı bilişsel ve motor testlerdeki performansı kanında 0,5 promil alkol bulunan biriyle aynı, bazılarında daha kötü çıkıyor. Tepki süresi bazı görevlerde yarı yarıya yavaşlıyor.

0,5 promil, bizim trafik mevzuatımızda özel araç sürücüsü için sınır. Yani o kişinin direksiyona geçmesi yasak.

Sabah 06.00'da kalkıp akşam 23.00'te hâlâ işte olan biri, o 17 saati çoktan doldurdu. Onu arabaya bindirmeyiz. Ama forklifte biniyor, panoya bakıyor, etiket okuyor, tatbikat yapıyor.

Asıl mesele tek gece değil

Gece boyunca uyumamak bir yana, asıl sahada olan şey şu: insanlar her gece biraz eksik uyuyor.

Bir çalışmada katılımcılar iki hafta boyunca gecede 6 saat yatakta tutuldu. Performansları her gün biraz daha düştü ve düşmeye devam etti. İlginç olan şu: kendilerine ne kadar uykulu hissettikleri sorulduğunda, verdikleri cevap bir süre sonra sabitlendi. Yani bozulma devam ederken, bozulduğunu fark etmeyi bıraktılar.

Bunun bizim için anlamı çok açık. Yorgun insana "iyi misin, devam edebilir misin?" diye sormak güvenilir bir ölçüm değil. Uykusuzluğun bozduğu ilk şeylerden biri, kendini değerlendirme becerisi.

Peki eğitimle ne ilgisi var?

Burası benim asıl derdim.

Uykusuzluk öğrenmeyi iki ayrı yerden vuruyor. Birincisi, yorgun kişi bilgiyi alırken daha azını tutuyor. İkincisi, öğrenilen şeyin pekişmesi büyük ölçüde uykuda oluyor; bir motor beceriyi çalışan insanlar bir gece uykudan sonra belirgin biçimde hızlanıyor, aynı süreyi uyanık geçirenlerde aynı kazanç görülmüyor.

Yani vardiya çıkışındaki yorgun katılımcı hem daha azını alıyor, hem aldığını daha az pekiştiriyor.

Şimdi buna bir de bizim klasik takvimimizi ekleyin. Zorunlu eğitimler yılın son çeyreğine sıkışır, çünkü denetim yaklaşmıştır. Sayım dönemidir, sezon yoğunluğudur, herkes zaten fazla mesaidedir. Eğitimi tam oraya koyarız.

O eğitimin parasını ödedik, saatini harcadık, tamamlama oranını da aldık. Karşılığında ne kadarını aldığımızı ise hiç sormadık.

Bir not düşeyim: yukarıdaki rakamlar laboratuvar çalışmalarından geliyor, küçük gruplarla ve basit görevlerle yapılmış. Bunları alıp iş planına "şu kadar verim kaybı" diye yazamazsınız. Ama yönleri tutarlı ve sahada gördüğümüzle çelişmiyor.

Neden hiçbir şey değişmiyor?

Çünkü bu konu yanlış dilde konuşuluyor.

Yorgunluk kurumlarda bir iyilik meselesi gibi ele alınıyor. "Çalışanlarımızı düşünelim, insanlar yoruluyor." Doğru bir cümle, ama bütçe toplantısında kaybeden cümle. Üstelik iş yükü ve çalışma düzeni değişmediği sürece, bireye dönük iyi niyetli programların tek başına kalıcı bir fark üretmediğini gösteren çalışmalar da var.

Oysa aynı şeyi şöyle de söyleyebiliriz: yorgun çalışan, kurumun parasını ödediği eğitimden daha azını öğreniyor, tasarladığımız alıştırmayı daha az pekiştiriyor ve işin kendisini daha yavaş, daha hatalı yapıyor.

Ben bugüne kadar "ekibim daha hızlı ve daha az hatalı çalışsın istemiyorum" diyen bir üretim müdürü görmedim.

Bizim elimizden ne gelir?

İş yükünü biz belirlemiyoruz, çalışma saatlerini de biz kurmuyoruz. Ama eğitim takvimi bizde.

Eğitimi vardiya çıkışına koymayın. Zorunlu eğitimleri yılın en yoğun haftasına yığmayın, denetim takvimi izin veriyorsa sakin döneme çekin. Eğitim ile uygulama arasına bir gece koyun; o gece, tasarladığınız alıştırmanın pekiştiği yer.

Bir de şunu yapın: LMS'inizde eğitimin hangi saatte izlendiği zaten kayıtlı. Hiç bakmadığınıza eminim. Gece 23.00'ten sonra tamamlanan eğitimlerle mesai içinde tamamlananların sınav sonuçlarını yan yana koyun. Aradaki farkı gördüğünüzde, eğitim takvimi tartışması bambaşka bir yerden başlar.

Ve iş güvenliği tarafı. Yorgun göz, sabah turundaki o yarım metreyi görmez. Geçen gün yayına aldığımız Ramak oyununda tam da bunu yaşatıyoruz: riski görmek bilgi işi değil, dikkat işi. Dikkat de uykudan geliyor.

Sizce dün geceyi kaç saat uyuyarak geçiren bir ekibe bugün eğitim atadınız?

Bu yazıyı beğendin mi?

Bültene abone ol, yeni yazılardan haberdar ol.